Duygu Zabıtaları


https://www.youtube.com/watch?v=-JImTh68Ri4

Bazı anlar vardır,herkesin bir şekilde deneyimlediği. Tramva anları. Hani başınıza o durum geldiğinde, bu benim başıma gelmiş olamaz diye şok geçirdiğiniz anlar. Sanki sadece komşudan duyabileceğiniz, ya da sekiz haberlerinde duyabileceğiniz cinsten.Sizin başınıza gelemez, başkaları yaşar ,siz dinler ya da izlersiniz.Üzülürsünüz onlar adına.Duygulanırsınız dinlerken başlarına gelenlere. Ama sizin başınıza geldiğinde, dinlerken gözünüzü doldurup hafiften içinizi hüzün kaplatan olayların aslında düştüğü kalpte yangınlar yarattığını anlarsınız.Sıra sizdedir çünkü. Ne kadar naif üzülmüşsünüzdür başkalarının derdi için.Anlarsınız... Gece bir telefonla gelen ölüm haberinde, sevgilinizin sizi aldattığını öğrendiğinizde, en yakın arkadaşınızla eski sevgilinizin yattığını fark ettiğinizde, hastalık haberlerinde... Başınıza içinde ölüm olmayan bir şey geldiğinde, etrafınızdakiler hep şunları söyler 'canım saçmalama, ölüm yok ya sonunda, şükret daha kötü bir şey olmadığına'.Ama ölüm bile kurtulamaz duygu zabıtalarından.Bir yakınınız öldüğünde de 'eceliyle öldü acı çekmeden,en azından ona dua edelim', 'çok acı çekiyordu zavallım, son buldu çilesi,bir de bu taraftan bak', 'zamansız genç yaşında öldü, ama günahsız öldü.' Teselliler hep kıyas yoluyla yapılır. Bak böyle de olabilirdi. Sınavı geçemedin ama bak sağlıklısın. Sevgilin başka birisiyle yatıyor olabilir, ama annen var. Deden öldü allah geride kalanlara uzun ömür versin.Saçma kıyaslarla size ne kadar da şanslı olduğunuz hissettirilmeye çalışılır. Üzülmeye, ağlamaya, kendimizi kaybetmeye, sinir krizi geçirmeye tam olarak hakkımız yoktur hiç bir zaman. Çünkü her zaman daha kötüsü vardır. Beterin beteri, ölümün iyisi ve kötüsü vardır.Ama kötü ölümden daha kötüsü acılı bir hayattır.Acı bir hayatınız varsa ölüp kurtulmuşsunuzdur çünkü. Sevgilinizden ayrıldığınızda üzülme süreniz en fazla altı ay olmalıdır. Sonrası saçmalık, dangalaklık, saflık hatta. Yaşamın kıymetini bilmiyor olursunuz. Yaşamayı hak etmiyor belki de. Çünkü annesi ölen insanlar vardır.Babasının senelerce tacizine uğramış kız çocukları. Hiç kimsesi olmayan, kıt kanaat geçinen genç delikanlılar vardır mesela.

O yüzden başımıza ne gelirse gelsin, daha kötüsü var deyip şükretmeliyizdir. Ağla tabi, ama kıvamında ağla. Üzül, yine üzül de yani bokunu çıkartma. Çünkü Afrika'da aç insanlar var. Kocan seni aldatıyor olabilir, ama bir de şöyle düşün, ya çocuğun ölseydi?? Algı sınırlarınızı zorlayan kıyaslamalar, sizi rahatlatır o anda. Evet ağlamama gerek yok,çünkü şu da olabilirdi deyip kendinizi şanslı sayarsınız.



Ama çok eğlenebilirsiniz. Şartsız, koşulsuz eğlenebilirsiniz.. 'Bak çok mutlu olduğunu zannediyorsun şuan, kim bilir Paris Hilton ne biçim eğleniyordur.' 'Şimdi çok mutlusun dostum ama, peki ya Hawai'de deniz kenarında kokteyl içseydin? Düşün ne mutluluklar var. Seninki ne ki?' diyen birileri olmaz çevrenizde. Çünkü mutluluk kıyaslanamaz.Okuma yazmayı söktü diye babasının aldığı bisiklete sevinen çocukla, Amerika'daki yüksek lisansa kabul edilen kızın mutluluğu eşittir. Kimse kıyaslamaz bu iki sevinci.Mutluluk kıyaslanamaz.En azından kişiler, kendisinden farklı iki insanın mutluluğunu kıyaslamazlar. Kendi mutluluklarıyla, çevrelerindekilerin mutluluklarını koyarlar teraziye. İnsanın en ilkel duygularından olan kıskançlık burada devreye girer. O çok dil döktüğümüz, vazgeçirmeye çalıştığımız, ağlamasın diye kıçımızı yırttığımız yakınımız çok güldüğünde,ona 'fazla gülmek iyi değildir derler, ağlarsın bak' deriz. Güldürtmeyiz, eğlendirtmeyiz, başına bir şey gelir bu kadar gülmeye deriz. Her şey ortada olmalıdır çünkü.

Duygularını uçlarda yaşayanlar rahatsız eder herkesi. Çünkü asıl onlar yaşar hayatı.Bu yüzden çok kıskanılırlar. Düşünmeden ağlar, düşünmeden gülerler. Özgürce, kim ne der diye düşünmeden hislerini yaşayanlar şanslıdırlar. Çünkü etraf,sen uca gittikçe ortaya çekeler seni. Gel bakalım fazla ağlanmaz öyle, gel geeeel çok güldün sen, az dur bakalım orada.Dur çünkü ben de ortadayım.Yanımda dur ki yalnız kalmayayım.

Çok gülelim, çok gülünce ağlanıyorsa, nasılsa daha kötüsü var deyip yine güleriz nasıl olsa..

elastic heart

Şimdiye kadar izlediğim, dinlediğim ve sözleri en güzel olan şey... Bu kadar güzel anlatılamazdı...

https://www.youtube.com/watch?v=KWZGAExj-es



Mutluluk

Altı yedi ay oldu sevgilimden ayrılalı.Saymadım,istemedim hesaplamak.Cok uzun geldi,sadece bunu biliyorum.Yazarak anlatmayı severim hissettiklerimi.Ama dumduz yazmak da yetmez bana hiç bir zaman.İllaha edebiyat parcalarım.Daha doğrusu ,buna çalışırım.Sanki öyle daha iyi anlatabilecekmişim gibi.Yetmez..yetmedi de hiç bir zaman. Garip şeymiş ayrılık.Kaybetmek birini.Onsuz yasayamam dediğin birini.. Öfkeleniyormuşsun önce,sonra alışıyormussun,unutuyormuşsun bazen, çok özlüyormuşsun, vazgeçiyormuşsun,sonra vazgeçemiyormuşsun.Çok karışıkmış.Asla delirmem diyeni delirtecek cinsten:) Ölüyorum sandığın günün ertesi günü, hayatında eğlenmediğin kadar eğlenip, atmadığın kahkahaları atıyormuşsun. Ertesi gün yine ölüyormuşsun mesela. İçimdekiler gitti,hislerim bitti diyormuşsun. Fotoğrafları yırtıp, aldığı hediyeleri atıyormuşsun.Ardından minicik, onun bile kendi hakkında bilmediği bir şeyi hatırlıyormuşsun.Her saniye hatırlıyormuşsun. Sonra yine sevmiyorum diyormuşsun.Zormuş aşk acısı. Aşk mı zor yoksa acısı mı bilemiyorum. Bir an geliyormuş, umutla doluyormuşsun. Çok mutlu olacağız...Çünkü aşk çözer her şeyi. Çocukken de böyleydim. Kabullenemezdim. Hep bir çözümü vardır bir şeylerin. Hiç vazgeçmedim. Yaptığım takılarda bir hata olduğunda asla baştan yapmadım mesela. Ya da asla atmadım çöpe. Çünkü her zaman hataları çözmeye çalışmak insanı yaratıcı kılar, ve her zaman daha güzel, daha değişik şeyler çıkar ortaya. Kısacası vazgeçme ve kabullenme sorunum var benim. Mükemmelliyetçi değilim asla yanlış anlaşılma olmasın. Elimdekini güzelleştiriciyim:) Bu süreçte bu kadar üzülmemin, bu kadar ağlamamın sebebi de buydu sanırım. Çaresizlik hissi. Bir tek dedem öldüğünde böyle hissetmiştim galiba. Ayrılık da öldürmek değil mi zaten birilerini. Hayatımda gezmediğim kadar gezdim, yeni insanlar tanıdım, çok güldüm çok eğlendim.. Ama çok zormuş.Hala da çok zor. Bütün umutlarımı alsalar da  elimden, bütün ihtimaller tükense de çok zor hala.Umut bir nevi ayakta tutar çünkü insanı.Yüreğimi alıp o duvardan bu duvara çarpsalar belki daha az acıtırdı çoğu şey. Ama geçecek biliyorum. Her şey gibi bu da geçecek. Bu kadar güçlü olduğumu, hayata bu kadar sımsıkı tutunduğumu bilmiyordum ben. Yaşıyorum,ölmedim hala en azından:) Hala 'minik' Yasemin'in güzel umutları, hayalleri ve mutlu olmaya olan aşkı var. Her ne şekilde olursa olsun. Hayat ne getirirse getirsin önüme. Ben güzelleştiririm onu. Kötü olanı iyi, umutsuz olanı umutlu, imkansız olanı imkanlı yaparım. Çünkü ben sevmeyi seviyorum. Mutlu olmayı kovalıyorum.O yüzden de iki kişinin birbirini çok sevmesine rağmen,koşulların zor olduğu bir ilişkiyi bitirmek, bitirebilmek ya da mantık yoluyla bitirilebilmesini kabullenmek çok zor benim için.Babam mutsuz olduğumda hep aynı şeyi söyler bana; ' o kadar kısa ki hayat Yasemin'cim. Gözümü bir kırptım 65 yaşındayım.Mutlu ol'. Çok klişe, çok bilindik laflar belki evet. Ama suyun kaldırma kuvvetinin olduğu kadar da doğru.
                Bir şeyi sevmek, çok sevmek yeterli olmuştur benim için.Düşünüyorum, ne kadar çok , ne kadar delicesine sevmişim onu. Hala günde en az 10 kere , dudağımın kenarını kıvırtıp gülümseten, anılar geliyor aklıma.Gerçeğe dönüş ise her seferinde daha da zorlaşıyor.Çok kıymetli, çok değerli, asla ve asla kimseye dokundurtmayacağım, ne kadar öfkelenirsem öfkeleneyim kendimden bile koruyacağım kıymetli anılar.Çok ama çok güzelmiş birini kendinden bile daha çok sevmek. Ve bulunması bir o kadar zor. Hele iki kişinin aynı anda birbirlerine bunları hissetmesi daha da imkansız. İtiyoruz elimizin tersiyle bazen.Yine bulurum yine yaşarım diye. Dedim ya, farklı hissetme sebebim bu diğerlerinden. Alışkanlıklarımdan, sevdiklerimden, elimdekilerden, ne kadar bozulurlarsa bozulsunlar vazgeçemem.
               Ama artık beş yasındaki Yasemin gibi yumruklarımı sıkıp, çenemi titretip istediklerimi de elde edemem. Kabullenmek zamanı sanırım. Hayatımda hiç bir şey canımı bu kadar acıtmasa da, kabullenmek zamanı.. Hala inancım ,gücüm ,sevgim olsa da, kabullenmek zamanı. Seni bir zamanlar dünyadaki her şeyden çok sevdiğini söyleyen adamın, artık seni sevmediğini kabullenmek zamanı 'minik' Yasemin. Ne kadar seversen sev kabullenme zamanı.
      Beni bir an bile yalnız bırakmayan bütün arkadaşlarım bir şey söylediler bana, o güçlü tutuyor beni hala. Sen elini değdirdiğin her şeyi güzelleştiriyorsun Yasemin, lütfen gör bunu artık. Tek istediğim mutlu olmak. Herkes gibi.. Her ne şekilde,olursa olsun, mutluluğu seçiyorum.. Bilmiyorum geleceği, yarını bile göremiyorum. Ama ne olursa olsun mutlu olmak istiyorum..Umutla, umutsuz,onunla,onsuz...Ben mutlu olmayı seçiyorum...

http://www.youtube.com/watch?v=HaONHdLF55o

soon we'll be found





Come along it is the break of day

Surely now, you'll have some things to say
It's not the time for telling tales on me

So come along, it won't be long 'til we return happy
Shut your eyes, there are no lies in this world we call sleep
Let's desert this day of hurt, tomorrow we'll be free

Let's not fight, I'm tired, can't we just sleep tonight?
Don't turn away, it's just there's nothing left here to say
Turn around, I know we're lost but soon we'll be found

Well, it's been rough but we'll be just fine
We'll work it out, yeah, we'll survive
You mustn't let a few bad times dictate

So come along, it won't be long 'til we return happy
Shut your eyes, there are no lies in this world we call sleep
Let's desert this day of hurt, tomorrow we'll be free

Let's not fight











dün gibi

zamanımın bittiğini söylüyorlar sevgili
oysa ben yeni başlamıştım özlemeye seni
o çok sevdiğin rüzgarla girip dünyama
o çok sevdiğim yağmurla gittin dün
her dün, yeniden alıyor yağmur seni
ihanet eden sen mi, yağmur mu bilmediğimden
artık özlemek bile gelmiyor içimden

bitmeyen dans

            Kocaman bir balo salonu.Tıpkı eski filmlerdeki gibi. Kabarık eteklerini ellerinin arasında hissediyorsun. Tek prenses sensin o odada. Ayakkabıların yepyeni.Altın rengi güzel ayakkabıların, istediğin kadar dans ettirecekler seni. Devasa salonun ortasında bekliyorsun. Tek başına. Korkuyorsun, eteğinin kabarıklığı bile gizleyemez korkunu. Önünde 5 sandalye. Hepsinde, karşı konulamaz yakışıklılıkta beş erkek oturuyor. kalkıyor en soldaki, sana doğru yürümeye başlıyor. Adım Yasemin, ben de öfke.. Sıkı sıkı tutuyor seni belinden. Canını acıtıyor.Gözlerine bakmaya korkuyorsun.Asla bırakmayacakmış gibi bakıyor,tenini eritecek kadar sıcak elleri.Sahnede bir tek ikiniz, deliler gibi dönüyorsunuz. Ayakkabıların kayıyor o köşeden bu köşeye. Bir santim bile kıpırdayamıyorsun kolları arasında.Sıkı sıkıya yapışmış sana. Ne kadar dans ettiğinin hesabını tutamıyor aklın artık. Bir anda bırakıyor seni kollarının arasından.Şaşırıyorsun. Hemen bir başkası tutuyor ellerinden. Merhaba ben Yasemin. ben de hayal kırıklığı..Daha kibar bu seferki.Ama daha çok acıtıyor canını.Oysa bir öncekinde, daha fazla olamaz diye düşünmüştün. Nasıl yapıyor? Elini o kadar da sıkmıyor oysaki.Bıraksan gidecek. Anlıyorsun sonra,vücudunu yapıştırmış seninkine.Kalp atışlarını duyuyorsun.Çok yakın..Acıtan bu.Başın dönmeye başlıyor dans etmekten. Ama bu seferki çabuk gidecek biliyorsun. Göz açıp kapayana kadar gidecek. Gözlerini kapatmışsın bir anlığına, ve karşında yeni birisi. Ben Yasemin, ben de özlem. Gülümsüyorsun istemeden. Hoş geldin özlem. Çok naif geliyor davranışları. Çok kibar. Her değişen partnerinde daha da canın yanıyor. Nasıl yapıyor anlayamıyorsun. Sorgulamıyorsun da artık. Dans ediyorsun sadece. Artık başın dönüyor. Adımlarını düşünmene gerek yok. Çok güzel idare ediyor seni. Düşünmene gerek yok, bırak kendini.İçinde hepsi, bu dans da bitecek biliyorsun.Artık çok dönüyor başın,ayakta duramıyorsun. Bir an kapatıyorsun gözlerini, açtığında aynı kişi. Ama bir farklılık var hissediyorsun. İçinden sarılmak geliyor sıkıca. Boynuna gömüyorsun burnunu. Faklı kokuyor.Bambaşka kokuyor. Aynı surat, ancak başka bir kişi karşındaki. Merhaba..Merhaba..Ben Yasemin..Ben aşk..Tek vücutsunuz artık. Sımsıkı sarılmış,sadece sallanıyorsunuz. Çıkarmışsın ayakkabılarını. Gitmesin istiyorsun. Bu sefer sen sarılıyorsun öncekilerin aksine. Gitmesin..Kokusunu çekiyorsun içine derin derin. Sonra fark ediyorsun ki kokmuyor artık. Başını kaldırıp bakıyorsun suratına. Gidiyor..Yavaşça bırakıyor seni. Ben Yasemin.. Ben umut.. Tutmuyor elinden, belinden.Dokunmuyor sana.Karşında sallanıyor yavaşça. İzliyorsun doya doya. Gitsin, gitmesin, fark etmez.. Elini uzatıyorsun ona doğru. Gidiyor...
Yalın ayak duruyorsun kocaman salonun ortasında.Hepsi gitmiş.Başın dönüyor.Ne kadardır dans ettiğini kestiremiyorsun. Önemi yok.Hepsi gitti. Müziği dinliyorsun tek başına. Fark ediyorsun ki, salona ilk girdiğinde sen seçmiştin çalacak şarkıyı. Kendi seçimin olan tek şey bu. Ne karşı gelebildin dans etmek isteyenlere, ne de çok istedin onlarla olmayı. Ama şarkıyı sen seçmiştin. Hepsi gitti, ama şarkı,senin seçtiğin şarkı hep çalacak. Hayatın boyunca duyacaksın bu müziği..Senin seçtiğin müziği...

           Ayrılıklar zordur. Hiç bir duygumuzu kontrol edemesekte bu süreçte,başımızı döndürseler de bizden habersiz, neyi nasıl hatırlamak istediğimizi kendimiz seçeriz. 

Duygular gider, şarkı kalır... 


















ağla kadın ağla

           Ooo ne kadar uzun zaman olmuş yazmayalı. Bloga şöyle bir baktım ama eski yazılarımı okuma fobim olduğundan, kendi hallerine bıraktım minnoşlarımı. Yuvarlanıp gidiyorlar kendi kendilerine. Bir tane daha yuvarlanan ekliyeyim dedim bu kervana. 

           Geçenlerde konuşuyoruz arkadaşlarla, ben yine klasik ahiret sorularımdan soruyorum, dedim ki; 'hiç böyle sinir krizi geçirdiğiniz oldu mu gençken? Ya da filmlerdeki gibi salonun vitrinindekileri masadakileri falan elinizin tersiyle ittiğiniz? '. Erkeklerin hepsi ya bir kapıya yumruk atmış, ya duvara yumruk atıp parmakları gömmüş kendi bileğine kadar, ya şuursuzca cama geçirmiş o sinirle, ya da bilimum şişedir,vazodur,telefondur atıp parçalamış. Kızlara sordum aynı soruyu, NOTHING!  Yani maksimum kapı çarpma vakaları, yatağa gömülüp ağlamalar,evden kaçıp arkadaşa gitmeler (bir gece sonra dönülmüş), günlüğe hunharca yazı yazmalar falan. Anlatmaya değer hiç bir şey yok. Ne bir el yarılması, ne dört parmak kırılması, hiç bir şey! Ve sonra düşünmeye başladım (her zaman ki gibi). Erkek olmak ne güzel şey yarabbim. Adamlar bir damla öfkeyi siniri içlerinde tutmuyorlar. Öfke mi? Bir şey kırmak lazım (kendi elleri dahil). Ayrılık mı? Yine bir şey kırmak lazım (kızın kalbi dahil). Çata çuta telefon atıyorlar arkadaş. Ben o sinir seviyesine geldiğimde, elimde telefon çok düşündüğümü bilirim. Şimdi duvara atsam, param parça olsa ne güzel olur. Ama önce sim kartı mı çıkarsam? Babam alır mı ki yeni telefon? Evdeki eski nokia'yla kaç gün geçirebilirim acaba? Duvarı da yeni boyadık, pislenir mi ki? Tabi tüm bunları düşünürken, havadaki sağ kol bir bakmışsın kucağına düşüvermiş. Ulan atıp kırsana düşünmeden. Yapabildiğim maksimum çılgınlık yatağa fırlatmak olmuştur. Ki yatağın yanından düştüğünü görünce, bir sonrakini koltuğa fırlattım. Sonra neden kızlar dengesiz a.q. Dengesiz oluruz tabi. O sinirlerin hepsi senelerce birikmiş bünyede, her ay anca bir kere 'ay çok sinirliyim üzerime gelme' deme hakkımız var. (ki o da anca erkeklere söker, kızlar birbirini asla alttan almaz o durumda).

             Başka örnekler verecek olursak.Erkekler her gün düzinelerce küfrederek deşarj oluyorlar. Kızların küfretmesi ayıp ama. Yakışık almaz. İtici gözükür. O ne öyle erkek gibi dimi? Ben böyle işin teeee.... Bak küfredemiyorum bile.Erkekler mutlaka hayatları boyunca birileriyle tekme tokat girmiştir birbirlerine. Yumruk yemiştir, yumruk atmıştır. Rahatlar, bedendeki enerjiyi atarlar böylelikle. Hatta bunları arkadaş ortamında anlatarak bir kere daha aynı hazzı yaşayıp bir kere daha rahatlarlar.Ben hiç tekme tokat birine girmedim, ya da dayak yemedim. Bilemiyorum yiyen yada yediren kız var mı?  Peki biz nasıl deşarj olucaz kardeş? O birikmiş öfke nasıl temizlenecek bünyeden?

 Bak şöyle
             Sevgilinin seni aldattığını öğren. Hesap sormak için buluş. Yok mok ık bık yapsın. Sen bağır çağır. Evet bir bok yedim bir daha olmaz falan desin. Ökfenden kudur. Ama sakın bir şeyler kırma. Çünkü parmağın kırılır, sonra ne bileyim allah korusun elin kanar.Telefon desen pahalı bir şey, sakın atma herifin suratına. Başka cisimler de atma, çünkü kork. Sonra kızın ismini öğren, onu ara bi güzel sıç ağzına. Ama saçını başını yolama. Sinirden öl. Başla ağlamaya kardeş. Nasıl bana bunu yaparsın diye başla ağlamaya. Ağla bacım, daha da ağla. Yastıkları falan yumrukla anca. Adamın göğsünü falan yumrukla. Ama ağlamaya devam et. Çık git herifin yanından, eve git biraz daha ağla. Bir hafta ağla, bir ay ağla. Bak, nasıl geçmiş öfken. Kedi gibi olmuşsun sonunda.Öfkenden eser yok artık. 

Başka bir seçenek şu; 

             Bin taksiye, taksici yüzde 90 ayı çıksın. Senin yanında millete ana avrat düz gitsin. Sen arkada inceden bir kork. Sonra yolu uzatsın ( çünkü yüzde 90 hem ayı hem çakal), sen hık mık 'pardon neden buradan gittik de' , 'ablacım bi git allasen, zaten sinirim tepemde, sana mı sorcaktım kırk yıllık şöförüm ben' desin. Sen sinirlen üslubuna ' beyefendi nasıl konuşuyorsunuz siz öyle, ben müsteriyim tabi ki bana soracaksınız' de. Ayı daha da sinirlensin, bağırsın çağırsın. Sen bir iki cırla, ama aynı zamanda da çok kork. Çek kenara inicem de. Çeksin kenara bir iki küfretsin sana. Sen polis çağıracağım ay bana bir şeyler oluyor diye gevele. Sinirden öl. Sonunda hızla bir kapıyı kapatıp sinirimi atıcam diye geçir içinden. Adam sen daha kapatamadan son gaz basıp gitsin, giderken son küfrünü ekolu bir şekilde duy. Sonra trafik ışığının orada biraz ağla. Ağla canım benim. Birazcık daha ağla. Yok yetmez ağla sen rahat rahat. Bak bir bakmışsın diğer taksiye binivermişssin, sinirden eser yok. 

           Taciz etsinler ağla, tecavüz etsinler ağla, anan baban dövsün ağla, kocan dövsün ağla,arkadaşınla kavga et ağla, sevgilinde tartış ağla. Sen anca ağlarsın bacım. Bize bahşedilen görev buymuş.Ağlamak gibi ulvi bir görevimiz var bizim. Hatta deyim bile üretmişler üzerimizden ' karı gibi ağlamak'. 

           Sonra kadınlar neden dengesiz? O kapıdan yumruğumu geçirdiğim an, telefonu birisinin kafasında parçaladığım an, bana küfredene ana avrat düz gittiğim an, tekme tokat birine daldığım an, ben de dengeli olacağım. Vallaha olucam billaha olucam.