jungle house party

          Bilenler bilir, bizim evde bir jungle havası olduğunu.Hayvanlar için dayanılmaz bir çekiciliği var evimizin.Son olarak anlattığım kumru yuvalaması olayının ardından yaklaşık 3 kez daha bu girişimde bulunuldu.Ve yoğun çatışmalar sonucu zavallı kuş kuyruğunu benim elimde bırakıp uçup gitti.(ben hayvan severim tamam mı yanlışlıkla oldu.Yardım etmeye çalışıodum. Salak kuş çıkmak için kafasını cama çarpıp duruyodu.Yakalıyım dışarı salıyım dedim.Yakaladım ama yakaladığım kısım bende kaldı). Neyse sonuç olarak kuş krizini atlattıktan sonra bi baktım küvetin içinde süleymancık!!!! Tanrım en nefret ettiğim. Ben azcık yaklaşınca hoooop küvetin deliğinden gitti.Ertesi sabah tekrar günaydınlaşınca bende koptu kayış. O deliğine geri döndüğü gibi lavobo aç,çamaşır suyu ve bilimum kimyasalları deliğe boşaltıp kaynar suyu açtım.(ama hayvanları severim ben). Oh dedim tamam ölmemesi mümkün değil.İki saat sonra hiç bir şey olmamış gibi 'noldu yapraaaaam' şeklinde bana bakınca yeniliğimi anladım. Yalvarırım git, nolur git, ben nefret ediyorum senden,vıcık vıcıksın bak hiç bana göre değil diye ağlayınca anlayışla karşılayıp terki diyar eyledi bi kaç gün sonra.Ben de hayvansız bir kaç günün tadını çıkardım..
          Efenim o evde asla yalnız kalamayacağımın farkına bir öğleden sonra farkettim. Temizliğim gelmiş.Ay ben bi eve girişiveriyim dedim.Banyoya girdim foşur foşur yıkıyorum heryeri. İki metrekarelik banyoda çamaşır suyu dumanından bi ara geçici körlük bile yaşadım.Ama yılmadım, temizlik gelmiş bi kere bana. Çamaşır makinesini bi çekiverem de arkasını bi alıverem dedim.(yavaş yavaş temizlikçi şivesi de yerleşti tabiki). Çektim makineyi. ŞOK!!!! Arkasında tanımlayamadığım bişi var. İki ihtimal var ve birisi çok korkunç. Ya on senedir orda tortopak olmuş bir pislik birikintisi (ki emin olun bu kötü ihtimal değil), ya da kocaman, on tane ayağı olan bi yaratık!!! Önce yüzümde bi anlamsızlık,durumu anlama isteği ve ardından karşımda gördüğüm şeyin bir akrep olduğuna inancımla birlikte çığlık çığlığa ağlayışım. Nasıl ağlıyorum ama.Bağıra bağıra.Allahım evde akrep var ya.Daha ötesi olabilir mi yani.Hemen Gökhan'ı aradım. 'Göakhuuaaannn övdöeeeee akrebbbbb vorrrrrrr. öööööööööööğğğğ, aşşşkoooommmm akreeeeeeppp!!' Bi iki dakika sonra ne demek istediğimi anlayınca, bi sevgili olarak görevini yerine getirip beni sakinleştirdi.               Nasıl mı?
-Aşkım banyoda elim kadar akrep var diyorum sana yaaa, bayılcam şuannnnnn!!.
-yok aşkım yok akrep
-Gökhaaaaaaan napıcam ben akreple nasıl başediyim gökhannnn
-yok bebeğim akrep falan
- ????
          Bu terapi gibi gelen konuşmanın ardından ablamı aradım. Abla elim kadar akrep var diye bağırıorm. Yasemin aptalmısın sen amozon mu burası diyo.Babamı aradım. Buraya gel ve bu akrebi burdan al diye yumruğumu masaya vurdum. Bi saat sonra geldi babam.Girdi banyoya gördü benim gördüğümü.Gözleri kocaman oldu adamcağızın. Allahtan ters dönmüş ve ölmüş.(babam değil akrep) Büyük ihtimalle benim çamaşır suyu saldırımla nalları dikti göt! Ölü olmasının verdiği cesaretle yaklaştık iyice, dikkatle baktık. Anaaaaaam! bu akrep değilki!
          Peki neydi bu yaratık?
Bir sene evvel ablamın en büyük hobisi olan dev akvaryumunun içine serçe parmak boyutunda bir ıstakoz yavrusu alındı. Benim tüm ısrarlarıma ve karşı çıkmalarıma rağmen ikna edemedim gitmesine.Aradan bir hafta falan geçti, bakıyoruz bakıyoruz akvaryumun içinde yok. Mümkün değil yok yani. Dedik ki heralde öldü bu, diğer balıklarda yedi. Ablamın daha enteresan bi fikri vardı tabi : ' yadaaaaaaa akvaryumdan çıktııııı ve evde dolaşıyooooooo'. Siktir lan ordan dedim. Efenim, çamaşır makinesinin arkasındaki o yaratık, bir sene önce akvaryumumuzdan firar eden ıstakozun radyasyon yardımıyla insan boyutlarına erişmiş haliydi işte. O kadar büyüyebilmesinin başka bir ihtimali yok çünkü.Bi süre daha bulamasaydık muhtemelen ablamı işten gelince o karşılıcaktı. Öyle bi büyüme!

  Sözün özü şudur ki siz siz olun ıstakozdan adam olmaz demeyin!









 

life sucks!

             Filmlerdeki en klişe laflar hayat üzerine olur. Sana dokunmak hayata dokunmak gibi. Hayat ne kadar acımasız. Hayat sevince güzel... Hala soyut mu somut mu olduğuna karar veremediğim 'hayat' kavramının, çoğu zaman içini doldurmaya çalışsamda beceremedim. Hayat derken benim hayatımdan mı bahsediyoruz, yoksa aksine benim dışımda gelişen olaylar ve insanlar silsilesinden mi? Yok, bir türlü anlayamadım kapsamının ne olduğunu. Nitekim, birisi 'hayat' dediği gibi aklımdan ve içimden geçen ilk cümle 'hayatın ta amına koyim' olmuştur. Sebebini bilmiyorum. Kendisiyle bir alıp veremediğim yok oysaki.
              O zaman içi boş bir kabı doldurmak yerine içi dolu olanları boşaltmak daha cazip geliyor. Ne de olsa yıkmak yapmaktan her zaman daha kolaydır.Amma ben böyle düşünürken, hiç beklemediğim bir gerçekle karşılaştım. Bazı kapların içindekiler çimento kıvamında! Mesela öfke kabı. Yemin ederim dışındaki kap çatlar, kendisine bişey olmaz. Öyle sinsiiiii, öyle yüzsüz. Sağıma soluma bakıp 'sabır' kazmasıyla eşeleyip, 'empati' küreğiyle boşaltmam gerek. Söylenişi kolay, ama malzeme bulması zor. Toptan satılmıyorlar zaar. Arada bulasın. Hadi buldun, eşeledin, kazdın. Çıkanları elinin tersiyle, önceden siktir ettiğin 'hayat'ın içine yollayıver. Ha sonsuz hayat boşluğunda, gelir yine seni bulurlarsa, çöllere dön ve ilk gelen ayıya sarıl. Daha bir çok kavram var taş gibi olan.Kıskançlık, kincilik, bencillik... Çok yorulduysan,bambaşka isimler uydur, karaborsadan satıver hepsini. Sonra ellerini ko başının arkasına, yasla ayaklarını sehpaya, izle milletin can çekişmelerini.


             Diyeceğim şudur ki; aşkmış, hayatmış, huzurmuş.. içini bir türlü dolduramadığımız, ortak paydada buluşamadığımız kavramlar hakkında uğraşmak yerine, kök salmış çimentolaşmış olanları boşaltmakla uğraşmak gerek. Gerçi çok düşünürsen 'amaaan hepsinin amına korum' ...

pamuk cüceler

   Bir ben var benden içeri diyorlar ya, güzel. Eğer bir taneyse sorun yok.Çift benlikli olmak çok benlikli olmaya nazaran, küçümsenemeyecek derecede önemsiz bir mesele. Peki ya pamuk prenses yedi cüceleri yutmuşsa? İyi kalpli, güzeller güzeli kızın birdenbire öfkeden kudurduğunu, ardından uyuduğunu, ardından histerik bir biçimde güldüğünü düşünün. Kötü kalpli kraliçe olup, boş kıskançlık yaşamayı ve kinimin esiri olmayı yeğlerdim ben. 


          Yuttuysanız o yedi cüceyi, hayatınızın boktanlığıyla başedemediğinizi anlar ve zehirli elmayla kandırılmayı beklemez, elinize geçen her elmayı ölmek umuduyla ısırırsınız. Ama kraliçe bile bu dengesizin peşinden koşmaktan vazgeçmiş, seri ürettiği elmaları piyasadan geri çekmiştir. Cücelerinizle birlikte çektiğiniz bu kalabalık yalnızlıkla yaşamayı öğrenmeniz gerekmektedir. Pamuk benliğinizi aramaya kalktığınızda acıkmış veya tuvaleti gelmiş cüceler tarafından alıkoyulursunuz her seferinde. Onların sorunlarıyla ilgilenmekten, unutursunuz gerçek sizi.Sanki hiç var olmamış gibi.Yakışıklı bir prensiz öpücüğüyle bulmayı umduğunuz benliğiniz için, önce zehirli elmanın cefasını çekmeniz gerekir.Ki bu da imkansızdır. Kendi ellerinizle tuttuğunuz avcıdan kalbinizi sökmesini istersiniz. Belki bu iyiliği yaparsa size, prensiniz o bile olabilir. Sizi kırmaz, çıkarıverir tek hamlede kalbinizi. Kalpsiz bir prenses nasıl olursa öyle olmayı ummuş, bu boktan bedenden sıkılan cücelerinizin artık sizi terk edeceğini düşünmüşsünüzdür. Ama her şey beklediğiniz gibi olmaz. Ne avcıdan prens olabilmiş, ne siz kaybettiğiniz prensesi bulabilmiş, ne de cüceler vazgeçip terki diyar eylemişlerdir. Şimdi tek bir bedende, kalpsiz, çaresiz ve çok kalabalıksınız...

vazgeçtim cinsiyetimden

           Ben cinsiyetimden çok şikayetçiyim.Ama şikayet edilecek bir kurum da yok.Çıkmazlardayım yani. Çok zor be kız olmak.Beynimin yüzde 80lik bir kısmı bakım onarım işleri üstüne çalışmaktan, gün içerisinde diğer işlere olan konsantrasyonum minumum düzeyde. Sorunlarım neler mi?

1.Kaşlarım çıktı mı? Kendin alamazsın çünkü elinde pergel cetvel gönye falan olmadığı sürece, kuafördeki o kızın aldığı gibi düzgün şekil vermezsin kaşına. Yanlış çekilen tek bir kıl seni bir ay boyunca yüzümde bir gariplik var ama ne? sorusunu sormaya zorlar.

2.Bıyıklarım çıktı mı? En beteri bu galiba. Akşamları görüş alanı dışında kalmayı başaran bu kendini bilmez tüycükler, gün ışığına çıktığında adeta kasap murteza havasına sokuverir seni. İnsanlarla konuşurken ister istemez başını yere eğmeler, göz temasından kaçınmalar, ruj sürmemeye dikkat ederek dikkati oradan uzaklaştırma çabası. Ve her şeyden önce kuaföre gittiğinde 'buyrun ne vardı?' dediklerinde 'kaş- bıyık ' demenin verdiği gurur kırıcı hezimet.

3.Tırnaklarım güzel mi? Bu işin törpüsü, tırnağın şekli, beyazlığı, yanlardan fışkıran etler, ojenin rengi gibi bir çok aşaması vardır.Biri güzel olur ama diğeri gün içinde gözünüze batar. Mesela harika renkli kırmızı bir oje sürersiniz, enaaamm o seksi rengin altından,kenarlarından çıkan şeytan tırnakları ve etler tüm güzelliği alır götürür.Manikür yaptırmaya gidersiniz, kuaförden çıktıktan sonra ilk ajansa gidip 'el mankeni arıyorsanız burdayım' deme hissi gelir  bir anda. İki gün sonra baktığınızda orta çağ köylülerinin emekçi elleri halt eder leş görüntülerinin yanında.

4.Ayaklarım bakımlı mı? Ayağın güzelini bulmak zor arkadaş. Bi kere ince olacak, parmaklar boy sırasına göre gidecek, nasır olmayacak,tırnaklar eldeki ojeyle aynı renkte olacak. Anatomik olanlar değişemeyeceğine göre karşımızda büyük bir nasır sorunu var. Şimdi nasır deyince hamen akıllara babannnenin annanenin ayağındaki türden bir şey gelmesin. Onun ufak çaplı olanları da başa bela.Ponza taşı diye bişey var, kuaföre gittiğinizde ayağı önce sıcak suya koyup yumuşattıktan sonra, bildiğiniz tahta zımparalar gibi hınçla girişir kadın ayağınıza. Çıkarsınız kuaförden, allahım galiba bu yumuşacık ayaklarıma hiç bir yolda yürümek layık değil diye düşünürsünüz. İki gün geçer, topuğunuza çivi batsa farketmezsiniz.


5.Dünya üzerinde her canlı tüylü,kıllı,postlu olmasına rağmen, bir tek bu kıllardan kurtulma zorunluluğu bize reva görülmüştür. Bir de reklamlarda tüy problemi, tüy dökücü krem falan denmez mi? Ulan ne tüyü? Kıl işte, açık konuşun biraz.Komple ağda, alt bacak, koltuk altı, komple bacak, paket ağdası... Bir fabrika hayal ediyorum, içinde ağda havuzları olan. Gireceksin kafan dışarda kalacak şekilde. Çıkacaksın içinden, kuruduktan sonra hoop seni soyuverecekler cart curt.Pırıl pırıl çıkacaksın, hoplaya zıplaya. He gerçi daha güzelini icat etmiş bilim amcaları; lazer! Yeminb ederim,mekanları cennet yahu.

6.Sen sanıyor musun ki ben sabah kalktığımda güzelim? Ey erkek camiası, biz ancak makyajla güzelleşen varlıklarız.Bunun göz kalemi var,rimeli var,ruju var, eyelinerı var, allığı var, fonfoteni pudrası var, kürpük kıvırıcısı var, farı var...var da var.Ressam bob ross amcamız gibi, önce eyvah sıçtıııııım yaaa dersin, son vuruşlarıda gerçekleştirdikten sonra bakarsın yüz pürüzsüz, gözler kocaman,kirpikler 3 cm, dudaklar alabildiğine 'öp beni'. Kazı spatulayla, alltan çıkacak şey mermer venüs heykeli.

Bacaklarım kalın mı? göbeğim var mı? selülütlerim sadece ışık oyunu mu? memelerin büyük mü? kalçam çıkıntılı mı? şişman mıyım? saçlarım ahenkle dans ediyor mu? ....



Söyleyin bana, bunlardan birini bile gün içinde düşünmeyen, aklına takmayan bir kız var mıdır? Peki bu bize verilmiş bir ceza değilde nedir? Tamam zamanında yasak elmayı katur kutur  yemişiz de ey yarappim bundan sonra size elma yemek yasak kadın milleti deseydin daha kolay olmaz mıydı? Vallaha ağzıma sürmezdim, vallaha bak.

yok mu bir entrika?

              Yooook olmuyor.Facebooku açıyorum twitterı açıyorum tam bişiler yazıcam, hık tıkanıyorum. Bişiler yazasım var, ne olduğu belli değil, yazayım yeter.Ama twitter ayrı salak facebook ayrı salak geliyor.I ıh bişiler söylemezsem patlıcam, valla şiştim. E be allahım,insanın hayatında hiç mi garip bişiler olmaz? hadi benim hayatımı geçtim çevremde değişik şeyler olsa da ben dedikodusunu yapsam. Biriyle kavga etsem de sinirlerim bozulsa, sonra herkese olayı anlatarak kendi safıma çekmeye çalışsam, ne bileyim iki kız arkadaşım aynı adamı sevse de ben ikili oynayıp ikisine de haklısın desem. Yahu olsun da bişiler  ne olursa olsun be!

              Hayatım renklensin, madem mutsuz her kadının yaptığı gibi saçımla oynıyamıyorum, orama burama dövme yaptırtıyım dedim.Gittim ani bir kararla koluma ablamın adını yazdırdım.Kimse mi ne güzel olmuş demez yağğ? Canım duygulu,romantik ablam bile 'gerizekalı mısın yasemin sen ' dedi. Anlam veremeyenler çoğunlukta.İstediğim yere istediğim yazıyı yazdırırım a dostlar. Kızdım mı, kavga mı ettim ablamla. Başına ufak bi küfür ekler hallederim.Yok valla bu hayatı istesemde renklendiremiyorum ben.Adam tutcam bi tane. Gizli gizli hayatıma atraksiyon sokan, gerektiğinde ortalığı karıştıran ama ben beceremediğimde de toparlamasını bilen gizemli bir kişi girsin hayatıma.
            Geçen biriyle konuşuorm dertliyim efem şöle böle die,çok da tanımıyor beni.Sordu annen nerde? antalyada.Baban? istanbulda ama pendikte bizimle yaşamıyo.Ablan? birlikte yaşıyoruz ama pek görmüyorum. Sevgilin? bursada çalışıyo. Anam sen ne dertliymişsin dedi bana. Dertliyim tabi amuğa koyim.Sonra ebru gündeş şarkıları dinleyince kro oluyorum.Ama ne demiş ebru abla; demir attım yalnızlığa demiş.


            O zaman dua edelim.Sevgili yunivörs ne olur manitam istanbulda iş bulsun ve yamacıma gelsin.Gözümün önünde dursun ve ben kıskançlık krizlerime bir son vereyim.Aslında çok kıskanç değilim be yunivörs. Günahımı alma şimdi. hiç karışmam bi kere şuraya gitme buraya gitme diye.Ben kendi içimde kudurur sonra bir iki laf sokar otururum oturduğum yerde. Öle zindan etmem hayatı herife.(dimi herif?) Bir diğer talebim kilo vermek cağğğnım evren. Bir buçuk aydır otla beslenmeme ve artık geceleri geviş getirdiğimden şüphe etmeme rağmen sadece 5 kilo verebildim. Yareppim ne olur al benden bir onluk daha. Üçüncü isteğim ise dokuz sekizlik bir hayat. Fonda hep 'abe kaynana naptın bize' çalsın.Kıçım hiç durmasın.Başım omzumun üstüne düşsün,kollarım iki yana açılsın zıp zıp zıplayarak roman havası oynıyım ben. İşte böle olsun.

sevmedim ben bu işi

             Bir varmış bir yokmuş..Bu ne lan? Çocuk mu kandırıyosunuz? Ne demek bi var bi yok?
             Çocukken içimize işlemelerinin bir sebebi varmış bu cümleyi. Hakkaten bi var bi yok her şey. Biten bi dünyada yaşadığımız için, elimizdekilerin hepsi önce bizim, sonra hoooop ünivörs sayesinde bi başkasının ya da hiç kimsenin malı olmuş. En basitinden, yemek yiyosun ,bi anda önündeki tabakta duranlar yer altında diğer arkadaşlarıyla bol kokulu partide takılıo kendi halinde. Ayyy bu ayakkabı ne güzel,taptımmm,ne kadarsa dişimden tırnağımdan ayırıp alıcam,benim olucak binicem üstüne diosun, amanın bi bakıosun bir sene sonra, offf bunun modası geçti bee giyilmez artık verelim gitsin.Sev birini,saçını süpürge et,arkadaş kalalım desin aklı yeni başına gelmiş gibi, sonra başkasına yar olsun, ex manitanın yağını başkası sürsün ekmeğine.Bebek yapıosun senelerce hayalini kurup.Afedersin bi yerin yırtılıo çıkarana kadar. Hah ne güzel severiz agu bugu die diosun, eee bi açıosun gözünü, karının teki, sevgilim ben annenlerin olduğu şehirde yaşıyamam kusura bakma diyo, gidio senin agucuk bugucuk bebek.Sen senelerce medeniyet kur, dünyayı yönet. Elin şımarık ülkesi gelsin, buralaaaa artık bizim desin, kaşla göz arasında yıkıversin senin güzelim şapelleri, sarayları, camileri.


              Sen ye sonra sıç, al başkasına ver,sev o başkasını sevsin, yap başkası alsın, inşaa et biri yıksın...Ne biçim hayat lan bu? Ben biraz iyimser bakıyım şu aralar dünyaya diyosun. Elindekilerle mutlu olmaya çalışıosun, iç sesin hoparlör takmış bağırıyo; aslında yooğğğ onlar yoğğğğ!!!

mim-arsız

          Dedim ki ben bu bloğu ayırayım. Burada yazılarım dursun, ürettiğim ıvır zıvırlarım başka bir yerde. E vaktimde bol bu aralar çok şükür. Hemmencik bir blog daha oluşturdum.
Bu da linki
http://mim-arsiz.tumblr.com/

cüzdan

          Benim okul bitince ben her zamanki gibi kendimi el işlerine verdim. Kartlarımı ve paralarımı cüzdan taşımama rağmen çantamın içine attığım için,dedim bi kartlık yapıyım ben kendime.Gerçi kesin yine çantamın içine atıcam ama maksat bişeyler yapmak.
         Baştan aşağı benim eserim olan bu nacizane cüzdancık, basit olarak maket kartonunu kumaşlarla kaplamayla oluşturuldu.Daha da anlatıcak bişey yok.Bu işte=) Veee karşınızda mini cüzdaaaaaan.




acaba?

         Eskiden babam maç izlerken ben de onun kucağına oturur başımı boynuna gömer,orada uyurdum. O yüzden maç sesi duymak psikolojik olarak bende uyku yapıyo. Oradaki huzuru arıyorum bu aralar.Bir türlü bulamadığım o lanet huzuru. Banyodan çıkınca yavaş yavaş saçlarımı tarardı babam. Acıtmamak için elinden ne geliyorsa yapardı ağlamayayım diye. Şimdi beni öyle düşünen birini arıyorum.Saatlerce acıtmadan saçımı tarayabilecek. Elimi kırdığımda,kocaman alçılı kolumu ablamın göbeğine koyup uykuya dalmıştım ağlarken. Uyandırmadı beni bütün gece. Yükümü çeker mi biri diye düşünüyorum şu an.Bir gün pazardan annem bana saksı çiçeği almıştı, aldığı gün kavga etmiş,sinirlenip yolmuştum bütün çiçeklerini.Ertesi gün aynısını almış,masama koymuştu bile.Kaybettiklerimi geri verir mi kırdıklarım acaba?

     
    Bir fotoğrafım vardı yırtıp atmıştım çöpe, annem kıyamamış bantlamış 'ben çok seviyorum bu resmini' demişti. Acaba vazgeçince kendimden, geri verir mi biri bana ,beni? 

maniko

            Bu aralar nefes alamama gibi bir sorunla pençeleşiyorum. Akciğerler sağlam allahtan, ama iç tarafta belliki bir problem var. Teyzelerden sık sık duyduğumuz 'ay çarpıntım var' deyişi ise hayatımın merkezinde şu anda. Hareketli ve bereketli hayatımdan kaynaklanmadığına adım gibi emin olduğum bu semptomların sebebini gelin hep beraber bulalım.

            Sölüyosun millete 'yaa bu aralar çok kötüyüm nedense, bi sıkıntım var, çok bunalıyorum depresyondayım galiba'.Gelen cevap:  'ulan herşeyin mükemmel,okulun bitio, aşık olduğun bi sevgilin var, arkadaşların yanında, ailenle problemin yok,sağlığın yerinde, ne bokuna depresyondasın?'   Şimdi güzel arkadaşım, neden yukardakine karşı beni böle haksız konuma sokup,bu allahın belası tatminsiz karının her şeyi var bi de üstüne depresyona girio, izlenimi veriosun ki? Tamam bilios, herşey tıkırında, ama iç işleyişte doğuştan bi problem var belliki dimi?

            Uyu babam uyu, günlerdir normal hayatım ikinci planda, rüyalar ise kendi hayatım. Böyle eğlenceli rüyalar görülmez. Hayır insanın uyanası gelmiyoki. Düşünsene ilkokul arkadaşın, danstan tanıştığın biri, cem yılmaz, lise fizik hocan aynı rüyada. Siksen bir araya getiremezsin. Hayal bile kuramazsın yani. Episode 1,2,3 diye de gidiyo hazır, ben de koyuyorum götüne uykunun. Hayır kalkıp napıcam? Ama bünye bir alıştı bu duruma, sokakta yürürken başım eğik yürümeye başladım,o derece. Yarı uyur modda.

             Baktım durumlar kötü bende. Teyzeye bağladım 'ayyyhh nefes alamıorm, ayhhh geldiler bana sağdan sağdan, oyhhh içim daraldı, amaaaannn çarpıntı yine'. Hemen çaktım bi telefon 'manita, gel kurtar beni, ben ölecem haa'. Şimdi gelmek üzere onu bekliyorum.Cızırtı yaptığında yanına yaklaştığın radyoların sesi düzelirya bir anda, belki de sevgili gelince düzelirim umudu taşıyorum,küçük beynimle bunu umut ediverdim dün gece.

             Diyeceğim şudur ki a dostlar, benim gibi mükemmel, harika, destansı, anbilivıbıl bi insan bile depresyona girebiliyorsa, herkeşlere açık demekki bu kapı. Ama girerken kapıyı kapatın arkanızdan ki cereyan yapmasın. Hepimiz içerdeyiz sonuçta.