jungle house party

          Bilenler bilir, bizim evde bir jungle havası olduğunu.Hayvanlar için dayanılmaz bir çekiciliği var evimizin.Son olarak anlattığım kumru yuvalaması olayının ardından yaklaşık 3 kez daha bu girişimde bulunuldu.Ve yoğun çatışmalar sonucu zavallı kuş kuyruğunu benim elimde bırakıp uçup gitti.(ben hayvan severim tamam mı yanlışlıkla oldu.Yardım etmeye çalışıodum. Salak kuş çıkmak için kafasını cama çarpıp duruyodu.Yakalıyım dışarı salıyım dedim.Yakaladım ama yakaladığım kısım bende kaldı). Neyse sonuç olarak kuş krizini atlattıktan sonra bi baktım küvetin içinde süleymancık!!!! Tanrım en nefret ettiğim. Ben azcık yaklaşınca hoooop küvetin deliğinden gitti.Ertesi sabah tekrar günaydınlaşınca bende koptu kayış. O deliğine geri döndüğü gibi lavobo aç,çamaşır suyu ve bilimum kimyasalları deliğe boşaltıp kaynar suyu açtım.(ama hayvanları severim ben). Oh dedim tamam ölmemesi mümkün değil.İki saat sonra hiç bir şey olmamış gibi 'noldu yapraaaaam' şeklinde bana bakınca yeniliğimi anladım. Yalvarırım git, nolur git, ben nefret ediyorum senden,vıcık vıcıksın bak hiç bana göre değil diye ağlayınca anlayışla karşılayıp terki diyar eyledi bi kaç gün sonra.Ben de hayvansız bir kaç günün tadını çıkardım..
          Efenim o evde asla yalnız kalamayacağımın farkına bir öğleden sonra farkettim. Temizliğim gelmiş.Ay ben bi eve girişiveriyim dedim.Banyoya girdim foşur foşur yıkıyorum heryeri. İki metrekarelik banyoda çamaşır suyu dumanından bi ara geçici körlük bile yaşadım.Ama yılmadım, temizlik gelmiş bi kere bana. Çamaşır makinesini bi çekiverem de arkasını bi alıverem dedim.(yavaş yavaş temizlikçi şivesi de yerleşti tabiki). Çektim makineyi. ŞOK!!!! Arkasında tanımlayamadığım bişi var. İki ihtimal var ve birisi çok korkunç. Ya on senedir orda tortopak olmuş bir pislik birikintisi (ki emin olun bu kötü ihtimal değil), ya da kocaman, on tane ayağı olan bi yaratık!!! Önce yüzümde bi anlamsızlık,durumu anlama isteği ve ardından karşımda gördüğüm şeyin bir akrep olduğuna inancımla birlikte çığlık çığlığa ağlayışım. Nasıl ağlıyorum ama.Bağıra bağıra.Allahım evde akrep var ya.Daha ötesi olabilir mi yani.Hemen Gökhan'ı aradım. 'Göakhuuaaannn övdöeeeee akrebbbbb vorrrrrrr. öööööööööööğğğğ, aşşşkoooommmm akreeeeeeppp!!' Bi iki dakika sonra ne demek istediğimi anlayınca, bi sevgili olarak görevini yerine getirip beni sakinleştirdi.               Nasıl mı?
-Aşkım banyoda elim kadar akrep var diyorum sana yaaa, bayılcam şuannnnnn!!.
-yok aşkım yok akrep
-Gökhaaaaaaan napıcam ben akreple nasıl başediyim gökhannnn
-yok bebeğim akrep falan
- ????
          Bu terapi gibi gelen konuşmanın ardından ablamı aradım. Abla elim kadar akrep var diye bağırıorm. Yasemin aptalmısın sen amozon mu burası diyo.Babamı aradım. Buraya gel ve bu akrebi burdan al diye yumruğumu masaya vurdum. Bi saat sonra geldi babam.Girdi banyoya gördü benim gördüğümü.Gözleri kocaman oldu adamcağızın. Allahtan ters dönmüş ve ölmüş.(babam değil akrep) Büyük ihtimalle benim çamaşır suyu saldırımla nalları dikti göt! Ölü olmasının verdiği cesaretle yaklaştık iyice, dikkatle baktık. Anaaaaaam! bu akrep değilki!
          Peki neydi bu yaratık?
Bir sene evvel ablamın en büyük hobisi olan dev akvaryumunun içine serçe parmak boyutunda bir ıstakoz yavrusu alındı. Benim tüm ısrarlarıma ve karşı çıkmalarıma rağmen ikna edemedim gitmesine.Aradan bir hafta falan geçti, bakıyoruz bakıyoruz akvaryumun içinde yok. Mümkün değil yok yani. Dedik ki heralde öldü bu, diğer balıklarda yedi. Ablamın daha enteresan bi fikri vardı tabi : ' yadaaaaaaa akvaryumdan çıktııııı ve evde dolaşıyooooooo'. Siktir lan ordan dedim. Efenim, çamaşır makinesinin arkasındaki o yaratık, bir sene önce akvaryumumuzdan firar eden ıstakozun radyasyon yardımıyla insan boyutlarına erişmiş haliydi işte. O kadar büyüyebilmesinin başka bir ihtimali yok çünkü.Bi süre daha bulamasaydık muhtemelen ablamı işten gelince o karşılıcaktı. Öyle bi büyüme!

  Sözün özü şudur ki siz siz olun ıstakozdan adam olmaz demeyin!









 

Hiç yorum yok: