Canım sıkıldı,bir şeyler yazasım var feci halde.Dedim kağıda yazmayayım buraya yazayım ki ziyan olmasın.Diğmi ama? Ne anlatsam diye düşündüm ki hikaye kucağıma düşüverdi.
Yaz olunca öğle uykularına ihtiyaç duyuyor bünyem nedense,yine uyuyorum demin.Babam geldi sırnaştı yanıma,uykumu açtı ve muhabbet etmeye başladık.Babamla birlikte aynı yatakta olduğumuz zaman beynimiz mi sulanıyor nedir,aramızda geçen tüm yaratıcı konuşmalar bu esnalarda yaşanıyor.Baba dedim hafif melankolik bir sesle 'ben gereksizim bence bu dünyaya, bi katkım yok nasılsa öyle değil mi?'. Şimdi bekliyorum ki ardından güzel cümleler gelsin,yok canım kızım olur mu sensiz naaaparız,ölürüz biteriz cinsinden. ' yok gereksiz değilsin de,bir insanlık yer kaplıyacağına bir buçuk insanlık yer kaplıyorsun' dedi.Bir baba kızına böyle der mi? Derse o kıza ne olur? Komplekse girmez mi? E ben öleyim.
Aslında bu duruma küçüklüğümden beri çok alışığım.Ablam 1.60 boyunda ve 40 kilo olduğu için onun yanında her zaman 'minik kuş(susam sokağındaki sarı dev kuş)' gibi kaldım ben.Hayır zaten iri bi kızım, konuşmam da dan dun, yürürken topuklarımı yere vura vura yürürüm, kısacası bir kız narinliği taşımadım hiç bir zaman.Mesela ikimiz birlikte giyinmişiz,boy aynasında kendimizi kesiyoruz,anaaa ablam yok! Arkamda kalmış çünkü.Küçüklüğümüzden beri her kavgamızı onun üstüne oturarak tamamlardım.Bu cüsseme rağmen '0' güç seviyesinde olduğum için yapabilecek başka hiç bir şeyim yoktu çünkü (tüh,bütün düşmanlarım öğrendi şimdi savaş taktiğimi).
Yemek masamızda her zaman 'yeşim ye hadi,ye,onu da ye,ban ekmeği ban yavrum,hıh şunu da iç','yasemin kızım yeter,yavuz al şunun önünden ekmeği,yeme artık tamam,ayyyyy zıkkım ye beee'. Bu ikilem hiç bir zaman gitmedi masamızdan ve hayatımızdan.Üzülüyor muyum? yoook! Aksine işin komik tarafı daha çok ilgilendiriyor beni.Olan olmuş bi kere,bundan sonra minyon bir genç bağyan olamayacağıma göre ağlamaya gerek yok.Eğlenmeye bakmak lazım;)
Antalya'ya annemin yanına son gittiğimde,herhalde biraz fazla abartmışım bu kilo alma olayını, annemin gözleri doldu beni görünce.Sevinçten,aylardır kızını görememenin verdiği mutluluktan değil.Kadın hık gidivericekti karşımda.Bu ne yasemin ne olmuş sana falan diye geveledi. 'Mother takma kafana yeaaa veririz evelallah' dedim.Ertesi sabah kalktım havuza giricem, 'kızım istersen girme sen' dedi. Neeeeeeeee??? Niye beeee? Rezil mi olucan apartmana? 'istersen biraz zayıfla öyle gir' dedi ya. Yuhhh be! Bombalama atlayıp apartmana su bastırtmazmıyım ben!! Selülitlerimin içine düşün inşallah!! Tabi ki bu kadar atarlanıp, boynumu büküp, cama yapışıp havuzda eğlenen 34 beden çıtırları izledim uzun bir süre.Suya giriyo hatunlar, sudan pıh die iki damla yükseliyo,dalga bile yaratamıyo cüsseleri. E tabi onlar apartman için tehdit oluşturmuyolar. Sonraki bir ay boyunca sadece ot yedim, geviş getirdim (belki tekrar ağzıma geldiğinde ete dönüşür umuduyla), görünmeyen yerlerde gizli gizli spor yaptım.Bir süre sonra annem ayağımı suya sokmama izin verdi,sonra vücut, sonra baş,ohhh çok şükür dedim,şöyle bir saçları elimle geriye doğru yapıştırdım.
Rejimin sonucunda neler oldu, yok efendim kaç kilodan kaça indin, sırf otla insan yaşayabilir mi, ne bileyim günde 3 soda içince verdiğin kiloların yerine baloncuklar mı geliyor? Bu sorulara cevap veremeyeceğim. Zaten kimsenin şeyinde olduğunu da zannetmiyorum.Önemli olan ne kadar kilo verirsem vereyim kendimi ablamın yanında Osman amca gibi hissetmem.Bıyıklı göbekli bir Osman amcayım ben. Kendimi minyon hissetmek için Amerika'ya obezitenin anayurduna gidicem. Ben de milletin arkasına geçip aynada kendimi göremicem, havuzdan taşırdığım su onların yarattığı tsunami yanında bir hiç olacak, masada herkes bana ye ye ye dicek, minik kuş üniformamı çıkartıp kuru temizlemeciye vericem.Kendimi minyon hissettiğim diyarlara gidicem ulan!! Gidicem be!!
Ama üzülüyo muyum? yooook!
not: he bide aşığım ben bu arada ;) eğlenceliymiş tavsiye ederim =)
yallah şeferrrr
Dün akşam iftar vaktinde taksiyle bir yerden bir yere gitmek gibi bir gaflette bulundum.Daha doğrusu gitmeyi arzuladım.Yarım saate yakın taksi bekledim.Bütün taksiler ağzına kadar dolu tabi. Kapılarını açsan,içlerinden müşteri fışkıracak o derece.Bekle anam bekle boş taksi yok.E dedim bari gideceğim yöne doğru ufaktan yollanayım ben. Kafamı bir çevirdim, köşede sotelenmiş bir taksi. Ulan benden kaçabileceğini mi zandın? Koşturarak yanıda gittim,bir hışım kapısını açtım,ve atladım taksiye.Mecazi anlamda değil.Baya baya atladım arka koltuğa.Tekerlerde bi 10 cmlik inme yaşandı.Hemen şoförü kestim iki saniyede.Şoför amca beyaz uzun saçlı orta yaşlı bir adamdı.Genç bile denilebilir (yok denmez vazgeçtim). 'taksici bey amca çek bakalım dikilitaşa' dedim.Zınk diye el frenini bir hışım çekti.Arkasını dönmek yerine dikiz aynasından faydalanarak 'ablacım senin ehliyetin var mı? ' dedi. Ben tabi anın verdiği şokla,istemsiz olarak gözlerimi seri bir şekilde kırpıştırmakla yetindim.'abla var mı yok mu?' dedi şoför amca. Vaaaaar dedim sanki her türk gencinin asıl görevi ehliyet almakmış gibi.'abla allah aşkına gel sen kullan' dedi. Anaaaam noluyo? ağzımdan 'nasıl yani' gibi bir şeyler çıktı.Adam dertli dertli başladı konuşmaya,ki bu arada taksideyiz ama duruyoruz. ' abla bıktım bütün gün dikilitaş-beşiktaş-fulya arasında gidip gelmeye.Zaten orucum başıma vurdu açlık,trafik de var,geç sen kullan işte bişey olmaz' dedi. Yahu ablan kurban olsun sana bebişim tabiğğki kullanırım dedim indim arabadan. O da indi haliyle.Dikiz aynasından hayal ettiğim kadarıyla yaşına göre fena sayılmazdı,ancak yüzyüze gelince tüm 'noktaları birleştir' egzersizim suya düştü ve karşımda bambaşka bir adam buldum.Neyse zararı yok.Geçtim direksiyona. Ne tarafa ağğğbii diye de bir espri patlatıverdim.Başladım sürmeye.Aha dedim ne kadar maceraperestim yahu. Bildiğin taksi kullanıyorum ya ben şu an. Allahım ne büyük bir lütuftur bu diye sevinç içerisindeyken, hemde sol kolumu pencereden uzatmış sağ elim vitesteyken,üstelik direksiyonu tutacak 3.bir elim yokken, birden 'abla, ablacım şaka yaptım be şaka' sesiyle irkiliverdim. Bok herif şaka yapmışmış. Ama benim resmen hayallerimle oynadın sen haberin yok. 'abla sende amma ciddiye aldın be, nasıl vereyim sana taksiyi' demez mi bide.Ben arka koltuktayken daldığım hayallerin içerisinde boğulurken bir bakmışım gelmişiz evin önüne. Ulan dedim şerefsiz, şimdi ben evin önüne taksiyle gelsem güzel olmaz mıydı ha? Bana bir ömür boyu arkadaşlarıma anlatacak havalı bir hikaye çıkmaz mıydı? Bok herif!!
18 takipçi,biri ben
Evet itiraf ediyorum bir blog yazarı olarak pucca die birinin varlığından yeni haberdar oluyorum.Daha doğrusu ismini duymuştum ama merak edipte açıp okumadım bloğunu. Dün akşam hadi bir okuyayım dedim tavsiye üzerine.Ulan hatun ne kadar güzel yazıyor.Gülmekten öldüm bazı yazılarını okurken.Sonra öğrendim ki yüzünü göstermiyormuş.Rahat tabi, ana avrat düz git, istediğin gibi başından geçenleri anlat ama kimse tanımasın seni.Ne kadar özendim kelimelerle anlatamam.Ulan dedim bende gizliyeydim ya yüzümü.İstediğim her haltı anlatırdım, aman o duyar bu görür o alınır bu kırılır düşünmeden.Eski sevgilisinden tut,yeni sevgilisine,çatır çatır yazdığı çocuktan,yazamadıklarına kadar her şeyi rahaaat rahaaat anlatıyor.Buna özenilmez mi şimdi? Bedava psikiatrik tedavi ki bu.Beğenilir ki bu. Sen anlat anlat,karşındaki tepki veremiyo nasılsa,aynı psikiatrist mantığı. Kimse tanımıyorda seni.Ben böyle güzel,böyle zekice bir şey görmedim arkadaş.Sonra bir baktım hatunun 8000 küsür takip edeni var.Bol bol versin lafım yok.Sonra dudağımı büzdüm benimkine baktım 18.Ve biri de benim bu 18'in. Bir onun sayfasını açtım bir kendi sayfamı,bir onunkini bir kendiminkini.Sonunda dedim ki ulan tarzan gibi her bokunu gözler önüne serersen tabi böyle olur (kendime diyorum bunu).Sonra gerçekçi olan (hiç haz etmem kendisinden) tarafım dediki 'sanki onun gibi yapsaydın,ismini cismini saklasaydın anlatacak çok şeyin var da' (bunu da kendime söyledim). İşin içinden çıkamayınca yazılarını okumaya devam ettim pucca'nın. Başarılı,eğlenceli en önemlisi zekice;) Başlığımdan anlaşılacağı üzere, yan tarafa baktıkça dolan gözlerim,sürekli 18 sayısının artmasını bekliyor.Evet bu bir itiraf, sebebi bellirsiz. Ama oradaki insan sayısı arttıkça boşluğa yazıyomuş hissim biraz olsun azalıyor hiç olmazsa.
Bu kadar duygu sömürüsünün ardından ben derim ki bugün yastığıma sarılıp bir güzel ağlıyayım,açılayım. Sabah kalktım, baktım açılmamışım, Bi dahaki yazım daha atarlı olacak!
Bu kadar duygu sömürüsünün ardından ben derim ki bugün yastığıma sarılıp bir güzel ağlıyayım,açılayım. Sabah kalktım, baktım açılmamışım, Bi dahaki yazım daha atarlı olacak!
partibozan
Kesinlikle arkadaşım diye demiyorum,reklam amacı asla gütmüyorum,çıkarım yok bir kere.Ama ben her gün mutlaka bir posta dinliyorum şarkılarını.Hem ingilizce şarkılarını hemide türkçelerini. Kendisi bloğumu okumasada, hadi dedim büyüklük bende kalsın ulan=) Hiç bir yazım için yorum istemedim,ama şarkıları dinledikten sonra yorum yapabilirsiniz buraya (yapın!). Bloğun başlığına da en sevdiğim şarkılarının ismini verdim.İki grubu da tanımak için aşağıdaki linkleri kullanabilirsiniz. Hayde bakem
MERİVA dinlemek için:
http://tr.myspace.com/merivaband
MERİVA facebook sayfası için:
http://www.facebook.com/merivaband
GRADJENT dinlemek için:
http://tr.myspace.com/gradjent
GRADJENT facebook sayfası için:
http://www.facebook.com/gradjent
MERİVA dinlemek için:
http://tr.myspace.com/merivaband
MERİVA facebook sayfası için:
http://www.facebook.com/merivaband
GRADJENT dinlemek için:http://tr.myspace.com/gradjent
GRADJENT facebook sayfası için:
http://www.facebook.com/gradjent
aaa yüzük!!
Her yaptığım şeyin üstüne makale yazamıcam sıkıldım.Maksat marjinal olmaktı.Ne yapsam da entel dantel olsam dedim bunlar çıktı ortaya.Yüzük işte,ne olur ki en fazla;)
kafaların kafası
İki gündür bir garip kafalardayım.Sebebi belirsiz (aslında belirli de, sır;) Odamdan çıkamadım bi kaç gündür.Kendimi yaratıcı gücün kollarına atıvermişim bilmeden. Gözümü açtığımda bu aptal şey duruyordu önümde. Hayal meyal hatırlıyorum renkli kocaman boncukları görüp ' aa bunlardan kafa olur ha' dediğimi. Ardından beş tane cd'yi üstüste koyup sarıp sarmaladığımı ve yine silikon tabancasıyla heryerimi yaktığımı. Farketmeden kaş gz bile çizmişim boncuklara.Nasıl bir kafaysa artık. Ortaya çıkan şeye bir baktım. Ana dedim, benim ne çok bilekliğim var, halbüsü onlar bir düzen bir ahenk içinde dursalar ne kadar mükemmel olur.Birden bilekliklerim renklerine göre ayrılıp hizzaya geçtiler.Uygun adım yürüyüp yerlerini buldular ve sükut içinde uyudular. Uymuşum sonra ben silikon tabancası elimde,kendimi teksasta sanıp.O bambaşka bi kafa.Silikon kafası ;)
aaa küpeler!!
Bir açıklama yapmak lazım mı acaba bunlar için? Canım sıkıldı, açtım müziğimi, allah ne verdiyse yaptım.Biraz ondan biraz şundan,ha buda olur bak diye diye,elimi silikon tabancasıyla yaka yaka yaptım. Oturup ilham gelmesini bekleyemem ben ,sabırsız kişiyim. Önce bi feyk atarım ilhama, sanki onsuz da yapabilirmişim edasıyla girişirim işe.O da kıskanır haliyle, paşa paşa gelir katılır sonradan. Hoşgeldin bebeğim der, takmayan tavırlarla 'takı' yaparım.Ama takmam asla;)
Davut, gel yavrum seni Türkiye'ye götürüverem
Bir önceki yazımda demiştim ki devam edeceğim italya hatıralarına,biraz meraklanın.Yapılan en çılgınca şey bu fotoğraftı işte.Başka da bir bok yapmadık. Bizden geçmiş arkadaş..Anca Davut'unkiyle uğraştık. Budur..
Olmamış Çocuk
Geçen gün Cem Yılmaz'ın eski gösterisini izliyordum dvd'de. Bir espriden sonra takıldım kaldım. Bir baktım düşüncelere dalmışım. Hani Cem Yılmaz'ın filmlerine küfürlü diyip, çocuklar küfür öğreniyor, kötü etkileniyorlar, olmamış bu film diyorlar da, Cem Yılmaz da ' eee çocuk olmuşmu peki ? ' diyor ya. Sonrada millet yarıla yarıla gülüyor hani. İşte o olmayan çocuklardan biri benim. Olmamış, tutmamış kıvamım benim.
Hayır sonra neden Yasemin 6 yaşına kadar bez taktı? E takar tabi. Çocuğun ağzına sıçmışsınız, çocukta altına sıçmış haliyle. Sonuç olarak çocuğuma televizyon izletmeme kararım, küçüklüğümde yaşadığım bu tramvatik olaylar silsilesinin bir sonucudur. Herşey çocuğum denize korkusuzca girebilsin, evinde küçük köpekbalıkları yetiştirebilsin, Saadettin Teksoy'la aynı masada oturabilsin, evlenmesi gereken adamı doğru seçsin (en azından yeşil olmasın), ve mp3 çaları ilahilerle dolsun diyedir. Sevgiler...
Yıl 91,bilemedin 92, yaş 3-4. Annem artık büyüdüğüme kanaat getirip öğretmenlik mesleğine devam etme kararı almış. Ama zahmetli bir iş tabi ki öğretmenlik. Doğu hizmetidir falan derken hep vazgeçmiş annem.Taki bir yolunu bulup tayinini Antalya'nın Elmalı ilçesine aldırana kadar. Göreve başladı annem o sene. E bana kim bakacak? Tabi ki anneannem. Her şey güzel,hoş, iyi de anlaşıyoruz anneannemle. Tek bir sorunumuz var, o da o yıllarda ev kadınlarını oyalayan sabah programlarının olmaması. Önceden anlatmıştım, annem küfür öğrenmeyelim diye Kemal Sunal filmleri bile izletmezdi ablamla bana. Ama kumanda anneannemin elinde olunca, devran döndü ve benim için yeni bir dönem başlamış oldu. Pirana ve köpekbalığı fobisi olan, Michael Jackson'la sevişmek isteyen, Ninja Turtles'lerle evlenme hayali kuran, sabah ezanından ödü patlayan, Saadettin Teksoy'dan nefret eden bir velete dönüştüm zamanla. Yanımda pervasızca izlenen pirana filmiyle başladı her şey. Filmden o kadar etkilenmişim ki, hala denize girerken 'yaratık var yaratık' diye bağırabiliyorum. Gecen gün bir iddia uğruna 1,5km ötedeki bir adaya durmadan yüzmeyi basarsam da, yoldaki yegane endişem köpekbalığı saldırısına uğramak ya da adaya vardığımda yosunların içinden çıkan yaratıkların beni suyun dibine çekmeleriydi. Katil karıncalar, cani arılar, canavar timsahlar, lanet olası piranalar ve korkunç köpekbalıkları adlı filmler, tüm korku filmlerinden daha psikopat filmlerdir bence. Dört yaşındaki bir kız çocuğunun, daha dün boyama kitabında sarı siyaha boyayıp, kendi insiyatifiyle kafasına kondurduğu bir adet kurdeleyle süslediği güzel arı, bir bakıyor ki canlı canlı adam yiyor ertesi gün. Nerde lan boyama kitabındaki sevimli arı? Hani karınca bir şey yapmazdı? Hani kıyıda köpekbalığı yoktu arkadaşım? E bünye alt üst olmaz mı izleyince bu tür filmleri? Çok korkmuş ve psikolojim bozulmuş olacak ki anneannem kurşun dökmüştü bana ( bayılırım kurşun döktürmeye, ancak kimya laboratuvarlarında görebileceğin kimyasal bir olayı, başörtülü anneannen yapınca olağanüstü geliyor insana.Hala da hoşuma gider patlama sesi), madem bozduk çocuğu, tamir edelim mantığıyla dökülen kurşun sonucu ortaya çıkan şekil bilin bakalım ne? Balık!!! Vallaha billaha balık. Hemde görmek için yüzüne çok yaklaştırmak zorunda kaldığın kahve falları cinsinden değil. Baya, apaçık orada duruyor yüzgeciyle, kuyruğuyla. Nazar falan değil bana olanlar, basbaya pirana çarpmış beni. E tabiki ondan sonra yanımda öyle filmler izlenmedi.
Aşk filmleri izlendi mesela.Sevişmenin ne demek olduğunu bilmeden, dünya üzerindeki belkide en sevişilmeyecek insanı seçmiştim kendime. Michael Jackson'a olan aşkım o zaman başladı. Ama evlenme vaadiyle kandırmamışım adamı. Ninja kaplumbağalar'mış benim aklıma koyduklarım.
Başka ne izlendi evde diye sorarsanız, Saadettin Teksoy derim. Galiba hayatım boyunca en çok korktuğum adam o olmuştur. Miilet hala izleyip gülerken, bana hala korkunç gelir o herif. Programının bir bölümünü hatırlıyorum. Bir cinin bir kıza gece uyurken tecavüz edişini anlatıyordu. Bir tam program boyunca hemde. Neredeyse cinle röportaj yapacaklardı yani. Ulan beş yaşındayım ben! tamam ben olmamışım da, o program olmuş mu be? Yazık değil mi bana? Yok Sümele manastırında taşlar konuşuyormuşta, yok bir köy varmış köydekilerin hepsi ermiş de, yok bir delik taş varmış içinden geçebilenlerin günahları affediliyormuş ama bir çocuk içinde sıkışmış da. Ohaaaa!
Tüm bunların üstüne artık kendi seçtiğim programları izleme kararı almıştım. Bir baktım televizyonda türk filmi. Leyla ile Mecnun.Ay ne kadar güzel, hem eski zamanlarda geçiyor hem de aşk filmi. İzliyorum, izliyoruuuuuuummmm, hoooop kör herifin teki arkada çalan ilahilerle birlikte allah allah diye bağırarak çöllerde dolaşıyor. E ben 6 yaşındayım ama. Aşka olan inancım mı dersin, daha oluşmamış dini görüşüm mü dersin, türk filmlerine olan sevgim mi dersin.Ne dersen de, yapılmaz be o yaştaki çocuğa bu zulüm. Hala bir yerde ilahi söylendiğini duyduğum an tüylerim diken diken oluyor. Lisede erkekler toplanır bana gıcıklık olsun diye kolkola girer başlarını sallaya sallaya ilahi söylerlerdi. İzleri günümüze kadar geldi kısacası.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)








