özgür bubi

         Şöyle bir sıkıntım var benim;
Bubilerimin başında bir lanet var! Anlatınca hak vereceksiniz

         Sanırım ilk çıktıkları zaman başlamıştı bu talihsiz olaylar silsilesi.Hasta olmuştum, babam da tuttu kolumdan doktora götürdü. Doktor teyze 'yat kızım, önünü de aç dinlicem birazdan' dedi, döndü birşeylerle ilgileniyor. Şimdi 'ön' derken? Ne kadar ön? Ben göbeğimi açtım bekliyorum teyzeyi. Babam tepemde durmuş bluzumu çekiştiriyo yukarı doğru. 'aç kızııııım, açsana yaseminnn aaaa' dedikçe ben kıpkırmızı olmuş bluzu aşağı doğru çekiştirip elini iteliyorum babamın.Babam kızmaya başladı artık, gözler açıldı gollum gibi. Benim ağzımdan gık guk sesler çıkıyo bi tek. Doktor teyze döndü arkasını, biz resmen 'ön açma' kavramının kapsamı hakkında boğuşuruz babamla. Kadın 'bırakırmısınız lütfen beyfendi, daha kızınızım büyüdüğünü farketmemişsiniz, çıkın dışarda bekleyin' dedi. Babamı attı dışarı. Aman yarapppiiiiiğğğ!!! Bu nasıl bir utançtır. Bir anda bambaşka biri olmuştum. Babamla sıcak olan ilişkilerim bir anda yerle bir olmuş, aramıza bubilerim girmişti. Doktor teyze işini bitirdikten sonra dışarı çıktım kafam önde.Baktım babam sırıtıyor, hem karı ağzına sıçmış hemde utanmadan sırıtıyor! Benim yüz beton! Ulan zaten pınçık kadar çıkmış memen, aç işte ne var diye pişman oldum sonradan. Böhüüüü böhüüü diye hastaneden eve kadar ağlamamı durdurmadı tabi bu. Bu olay adeta bubilerim için başlayacak olan maceraların başlangıç düdüğüydü.

           Ortanca halleriyle başına gelen olay ise, eminimki her kızın başına gelen,ya da benim öyle olmasını umduğum, 'plaj kazası' olayıdır.
Hazırlandık, ailecek aldık termosumuzu,ekmek arası köftelerimizi, antalya plajlarına doğru kafile halinde yürüyoruz. Obamızı kurduktan sonra seçilen yere, herkes üstünü çıkarmaya başladı. Bende önce altı indirdim, sonra üstü çıkardım. Terlikleri çıkartıyordum ki bütün ailemin bana baktığını farkettim.Bana derken, benden 10cm aşağıya. Ortanca boylu bubilerim plaja selam çakıyorlar.Enaaaaaam!!! İçime bikini giymemişim ki ben! Ve çığlığı basınca,ailemin dışında farketmeyen plaj ahalisinin de dikkatlerini çok başarılı bir şekilde üzerime çekmiş oldum.Ardından ilk aklıma gelen elimle kapamak oldu tabiğki, ve ardından yüzü koyun kuma yatmak!! İlk aklıma gelene bak yarabbim! Almayın beni ordan, yavaş yavaş batıyım ben kuma nolur.

          Bubilerimin dönemlerini çıraklık-kalfalık ve ustalık dönemleri olarak üçe ayırırsak, ustalık döneminde olanlar herkesin daha çok ilgisini çekecektir eminim.
Geçen yaz iki kız arkadaşımla birlikte italya seyehati yapmıştık ya hani, hah işte o zaman da lanet peşimi bırakmadı.
Venedik'e gece 11'de vardığımız için, ve Venedik,bir takım insanların sırf turistler kaybolsun diye tasarladıkları bir şehir olduğundan, hostelimizi yaklaşık iki buçuk saatte bulduk.Bu arayış sırasında hepimiz birer venedik taciri kıvamında ,ter ve kir dolu üst başla her bulduğumuz çeşmeye saldırıyoruz. Yine bir çeşme çıktı karşımıza.Hayattan ve birbirimizden nefret eder hale geldikten sonra karşımıza çıktığı için, gözümüz dört dönmüş,Kana kana su içmenin yanında, oramıza buramıza umarsızca sürüyoruz suyu.Ufak çaplı banyolarımızdan sonra kızlar haritada yer bulmaya çalışıyorlar.Benim de üstümde straplez bluz içimde bikini üstü var.Dedim böğrüme de accık su serpeyim.Böğür kısmımı biraz daha genişleteyim diye straplezi şöyle bir indirince ben, elimin ayarı kaçmış olacak yorgunluktan, hooop hepsi açıldı. Ay dedim bişi olmaz içimde bikinim var nasıl olsa.Ama olur mu? Benim özgürlüğüne düşkün bubilerim çaktırmadan çözmüşler bikiniyi, ben straplezi çekince aşağıya, zınk hepsi ortada! Ortaçağ meydanının önünde eğilip selamladılar bir güzel ahaliyi.Arkadaşım şok içinde bana bakıp ' aaaağğğğ yağğğseeeemiiiiiin!!!' diye bağırınca olayın basit olmadığını kavradım. Ama öyle bir tonlamayla söylediki sanki 'yasemin yine açtın ulu orta yaniii' der gibi. YİNE!! O yorgunlukla gülemesekte sabah kalktığımızda ilk aklımıza ve gözümüzün önüne gelen şey bu oldu.

                                     

         Yine geçen yaz dört erkek iki kız antalyada aqua parka gittik,hoppidi hoppidi zıplıyoruz, çocuklar gibi şen takılıyoruz oralarda. Taaaaaki neredeyse 90 derece olan kaydırağa, maceracı ruhum (!) yüzünden binene kadar. Önden erkekleri yolladım, sanki bişey olursa aşağıdan tutacaklar beni. Kaydırağın bittiği yerde de hepsinde olduğu gibi havuz yok.Cumburlop havuza düşmüyorsun yani. 20 cmlik bir su birinkitisinin içine geliyorsun. Haaaydi bismillah dedim attım kendimi, yol boyunca gözüme burnuma laçan suylamı ilgileneyim, tanga haline gelmiş bikini altınımı çekiştireyim, akan sümüğümü mü sileyim yoksa ağzımda olan bikini üstüme mi yetişeyim bilemedim. Duduğum zaman şöyle bir görüntü vardı; sanki biri yukarda tecolamış atmış beni aşağıya. Bizimkiler, ben durduğum anda parmaklarıyla gösterip karınlarını tutup gülüyorlardı kıçlarını yırta yırta. Bir anda 10 tane elim olsun istedim. Biri tangayı düzeltsin, biri bubileri geldikleri yere geri soksun, biri sümüğümü silsini biri saçımı düzeltsin, dördü bizim aptalları tokatlasın, diğer kalan 'çıkın bayan, hadi hadi, lütfen yolu tıkadınız 'diye beni darlayan görevliyi dövsün, öbürüde kendi kafamı yumruklasın ki bi daha böyle şeylere binmeyeyim. Tabiki insan evladının iki eli olduğundan biriyle önümü diğeriyle arkamı tutup çıktım dışarı. 'Görmediniz diğğğmmiii?, görmedinizzzzz demiiiii yeaaaaaa?' diye çaresizce hönkürdememe rağmen bizimkilerin kahkalarının önüne geçemedim.

          Özet olarak bu lanetin kırılması için ne yapmam gerektiğini bilemiyorum. Artık önüne geçemediğim bu özgürlükçü hareket son sürat devam ediyor.Geceleri tek başlarına dışarı çıkıp dolaştıkları hakkında şüphelerim var.

kayıp kot

              Geçen hafta diploma projesinin jürisi vardı. Mimarlık okumayan bilmez. Aynen şöyle oluyor; çizdiklerini bir duvara asıyorsun, karşında bir sürü hoca ve öğrenci, hocalar ağzına sıçıyorlar. Bu işte. Bende jüriden bir gün önce bir arkadaşımda kaldım. Altımda eşofman. Babamı aradım 'baba gelirken kotumu getir'. Aldı babam beni arkadaşımın evinden, okula doğru yollandık. Normalde eşofman giymek ırgalamaz beni, ama ayıp olur koca jürinin önüne öyle çıkmak diye, kendimce ince düşündüm. Okulun karşısındaki ozalitçiden ( fotokopici diyelim herkeşler anlasın) çıktı almaya girdim. Elimde bir metrelik maket, bir sürü poşet moşet olunca, dedim hepsini içiçe koyup kapıda bırakayım, zengin okul sonuçta, maket çalacak halleri yok ya. Nitekim bir saat sonra işim bitti çıktım dışarı, maket duruyo yerinde. Topladım pılımı pırtımı gittim sınıfa. Hadi dedim kotumu giyeyim, enaaaaaaaammmmm!!! Herşey yerli yerinde ama kot yok! Oyyyyy anaaaammm diye feryat figan ağlamaya başladım, nasıl dövünüyorum, nasıl dövünüyorum yerlerde...Tabi ki öyle olmadı.Baktım kot yok, of allahtan maketi almamışlar diyip 'piiiiff' diye bir sesle dudak büzüp işime devam ettim.Neyse, eve gittim, babama ' haaa bu arada pantolonumu çaldılar baba' dedim gayet sakin bir şekilde. 'altında ya işte' dedi. ' E canım baba, altımdakini çalmış olsalar, şu an daha farklı şeyler konuşuyor olurduk, ben eski ben olmazdım, muhtemelen karakolda olurduk' dedim. Anlattım böle böle diye gerçek durumu, tabiki ufak bir detayı atladım anlatırken ; ' baba eşyalarımı içeriye koydum, heralde biri almış içinden, Hayret valla o kadar insan var nasıl görmedilerse bilemedim' . Sevgili babam bu işin peşini bırakmadı, benim bir çırpıda gözden çıkardığım kotun izini sürdü korkusuzca.Bu sabah kalktım elinde bir poşet ' yaseeemiiiiin bak kotunu buldum' diyip kocaman gülümsedi yüzüme. Benim yüzümde ise,tıpkı az önce altına işemiş bir çocuğun rahatlığı ve aynı zamanda utangaçlığı var.Gitmiş ozalitçiye, anlatmış durumu, tabiki kameraları var müessesenin, açtırtmış babam, birlikte oturup beni izlemişler. Zaatalimin poşedi dükkanın dışında bıraktığı gün gibi ortada tabi! Bi tane sokak delikanlısı açmış poşedi almış içinden kotu gitmiş. Ozalitçi amca sokak çocuğuyla tanış olduğundan, geri getir kotu ibne diyince,hoop bizim pederin elinde kot.


        Şimdi, babamın yalanımı teknoloji yardımıyla çakozlamasına mı üzüleyim? Allahtan bandın devamını izleyip dışarda pöfür pöfür sigara içtiğimi öğrenmedi adamcağız diye mi sevineyim? Bi daha oradan çıktı almaya giderken kamuflaj giyip gitmem gerektiğine mi üzüleyim? Bilemedim.

         Bide şöyle bir alt başlık var ki beni derinden yaraladı.Sokak delikanlısı hiç ellememiş bile kota. Yani bunların hepsi zayıf olduğundan, muhtemelen çıkardı kotu, şöyle bir baktı 'naabalım, giymesekte kışın üstümüze örteriz bir kenarda dursun' dedi. Köşeye biyere zulalamış kotu belli. Ozalitçi getir olum kızın kotunu diyince de  'tamam abi zaten giyemedik çok büyük geldi........ HAAA!! kız mı giyiyomuş abi bunu???'

          Keşke kotum için bir çekişme yaşansaydı orda. Vermem abi, ver lan ibne, vermem abi, ver lan ibne.... çok üzüldüm. Sokak delikanlısı da ben de vazgeçtik kottan, babam vazgeçmedi..

victoria's secret

bu ara artti facebookta victoria secret paylasimlari.bi sure karsi koymaya calissanda bi raddeden sonra yenik dusup izliyorsun.herkes ayni yorumlari yapar izlerken; " abi insan degil bunlar" " ay yok bn kiskanmiyorumbunlari"... yahu bikere zaten markanin adindan belli. victoria diye bi kari ustun insan irki olusturacak bir secret bulmus,e bunu da kimselere aciklamiyolar sir diye.yillar once boylu poslu,memeli,selulitsiz karilari kacirmislar,yanlarina da kasli masli yakisikli herifleri koymuslar,hadi bakem ciftlesin demisler.erkek bebekleri öldurup kiz bebeklere yedirmisler ki ic dis  duble guzel olsunlar.yani kizlarin distaki deriyi soy,iceriden bi guzel kiz daha cikar.sonra bunlar kozalarina almislar,yemekler,gunluk sporlari falan hepsi onceden belirli.ebelerini sikiolar calistirirken bunlarin.e sonra sureleri tamamlaninca hoooop sevgi kelebegi seklinde cikiveriyolar disari.kanat manat gercek yani.yapisik onlarib sirta.hepsi de bi mutludur bu victorialarin.cocuk gibi sendirler.cunku gecmisi falan silmisler bunlarin aklindan,secret ya,yerlestirmisler beyinlerine guzel cocukluk anilarini,got gormus herif gibi agizlari surekli kulaklarinda.izlerken sadece bir saniye orda onlarla yurudugumu hayal ettim.ama benim bir tek ve onemli bi eksigim var onlardan;kanat! e kanat olmazsa olurmu simdi? allahtann teknoloji gelisti takma kanatlar var, alirim bi tane,geciririm kollarimi lastiklerden, al sana kanat.ha bide tabi benim hayat gulluk gulistanlik degil ki.orda yururken aklinda binbir turlu dusunce a.q.oyle agzim kulaaklarimda olmasa da bi kucuk siritirim ama, o da olmazsa ayip olur.e bu iki sorun disinda bi sorun olmadigi icin,cok rahat cikarim ben oraya.zaten sahnede iki paralel evren olcak.bildigin paralel iki cizgi dusunun.victorialar ustte ben altta oldugum icin goz algilama boyutunun disinda kalicam.dedigim gibi oraya cikmamda hic bir sorun yok yani.yaa o degilde allah askina kendinizi orda bi hayal edin ya:)) alta sicirtmali gulme!!! :))

birikmiş, birikmiş belli

         İçimde biriktirdim biriktirdim şimdi kusucam hepsini. Aslında çok şey var da hem üşeniyorum hepsini yazmaya hemde sonraya da saklıyım, nasıl olsa atraksiyonlarla dolu bir hayatım olmadığı için anlatacak bi bokum olmuyo genelde.Yine numaralandırayım o zaman ben , şimdiden uyarayım yazacaklarımın hiç biri birbiriyle alakalı değildir!

          1. Geçen gün HIMYM' ın son bölümünü izledim.Barney ve Ted birlikte yaşayıp evlat edinmeye karar veriyorlardı. Ana dedim bu benim fikrimdi. Çünkü yaklaşık bir ay önce arkadaşıma bu fikri ben sundum. Şimdi şöyle bir mantığı var bu işin; aşk olayının geçici olduğunu varın kabul edelim artık hepimiz.O halde evlilikteki asıl amaç çocuk, yaşlılıkta yalnız kalmama ve legal bir cinsel ilişkidir. Ama bu işin birde kavgası, gürültüsü, aldatması, boşanması var. Kimse diyebilir mi ki ben bir ömür boyu aynı herifle yaşıcam ve töbeler olsun ayrılmıcam? Diyemez, yalan olur derse. E o zaman çok sevdiğin bir hem cinsinle birlikte aynı evde yaşasan, evlat edinsen birde. Cinsel olarak bir yakınlaşmadan bahsetmiyorum (dileyenler yapsın tabi=). İsteyen istediği gibi gece dışarı çıksa, hesap verme derdi olmasa, aldatma derdi olmasa (isteyen istediğini yapsın arkadaş). Kısmen ev arkadaşlığı.Ama çocuğu da paylaştığın için hayat arkadaşlığı olacak. Bence mükemmel bir fikir (kendim buldum diye demiyorum).Yalnız kalmacı da yok yaşlanınca. Torun torbada olacak. Ohh vallaha kebap!

         2.Günlük sporumu , uzunçayır metrobüs durağına yürürken ve zincirlikuyu durağına gelmeden önceki son virajda otobüsün içinde ayakta durmak için sarf ettiğim çaba ile yapıyorum. Hayır sağıma soluma bakıyorum bir allahın kulu zorlanmıyor. Benim kıçımdan ter çıkıyo devrilmicem diye.Elleri kerpeten moduna al, kıçı sık, ayakları sörf pozisyonuna sok!

        3. Ugg giyen sevgili hemcinslerime sesleniyorum. Boyunuz kısaysa , size yalvarırım bizlere eziyet etmeyin! Kısalara bilhassa söylüyorum çünkü uzunlar bacak boyundan kurtarabiliyorlar ucundan kıyısından. Her türlü modayı aklım alıyor da bunu almıyor bu küçük beynim. Birde yanlarından tüyler fışkıranları var üstelik. Aman yarabbiiii!!!! E sen boz ayıya benziyosun abla öle. İçimden şunu yapmak geçiyor; arkalarından sessizce yaklaşıp işaret parmağımla yavaş ve gıcık bir şekilde omuzlarını dürtüp, yüzlerini çevirdiklerinde gayet sakin bir şekilde ' palet modası başlamış, sen çıkar onu ,hem ayağın da terlemiş leş gibi kokmuştur onun içinde, bi koşu git palet al sen palet' . Sokakta palet giyerim ugg giymem!!

        4.Büyük konuşmıcaksın.Cidden bak, üzülürsün sonra. Tükürdüğünü yalar, yaladığını yutarsın. Kız arkadaşlarım sevgilileri olduğu zaman, ellerinden telefonu düşürmezlerdi. 'sevgilim şimdi sıçtım ama bu seferki zor çıktı biraz'  bu dereceye kadar haber veriyolardı birbirlerine. Bana afakanlar basıyodu onların bu hallerini gördükçe. Yahu ne yazabilirsin ki bütün gün? Günde iki kere konuş tamam işte. Naber, nasılsın, aldatıyo musun bakim beni, sev beni, tamam işte bu kadar. Şimdi ise bir mekanizma geliştirip telefon ve elimi bütünleştirmek istiyorum. Oluyormuş ey ahali. Günde 100 mesaj yazılabiliyormuş!

         5.Twitter'a bişeyler yazmaya çalışınca kitleniyorum. Ne kadar zor öyle komik şeyler,anlamlı şeyler, sosyal içerikli şeyler yazmak. Öle ünlü olanların aklına nerden geliyo bu kadar şey yahu? Gün içinde durup dururken komik tespit gelir mi insanın aklına be. Bence hepsi bir arada yuvarlak bir masanın etrafında oturuyor, bi sigara bitip diğeri yakılıyor, viski herkesin elinde, işleri güçleri yok başka, hepsinin önünde kağıt kalem,büttttttün gün bu cümleleri düşünüp yazıyorlar kağıda. Yan tarafta da yazıcı var, hepsinden topluyor kağıtları, ne kadar insan varsa bölüyor o sayıya, herkesin hesabından döşüyor tweetleri. yok yani olamaz başka türlü çünkü!

posterization 2

               Evet bugünlerde biraz fazla boş zamanım oldu.Sıkıntıdan ne yapacağımı şaşırınca kendimi bu işlere verdim.Odama bir sürü renkli çerçeve aldım.İçlerine de normal fotoğraf koymak istemiyorum hiç.O yüzden böyle üstünde oynayıp,kendi çapımda eğlenip bi şeyler yaratıyorum. Çerçevelerin içi daha eğlenceli olucak şimdi ;)










peçeteden aynaya


İnandırıcı değil biliyorum ama vallada billada ahşap çerçevenin üstündeki desenler bildiğimiz peçete.Önce çerçeveyi aldım.Sonra üstünü beyaz ahşap boyasıyla boyadım.Bir çok deseni olan peçeteleri de önceden almıştım.istediğim gibi kafama göre kestim biçtim ve çerçevenin üstüne yerleştirdim. Peçeteler bildiğimiz gibi üç kat oluyorlar, sadece desenin olduğu tabaka kalacak şekilde diğerlerini soydum. Ahşap tutkalı diye bişey üretmiş zeki insanlar.Ellerine sağlık cidden. Peçeteleri yerleştiriyorsunuz,sonra üstüne fırça yardımıyla o tutkaldan sürüyorsunuz.Biraz bekledikten sora, ta taaaaaa,hepsi kuruyor ve sanki kendiliğinden desen gibi gözüküyorlar. Üstüne de bir kat cilayı çaktıktan sonra, harika mı harika, muhteşem mi muhteşem bir aynanız oluyor.Yaniiiii hepisini ben yaptım ellerimle;) cidden ben yaptım.vala bak




I'm not addicted

dexter
lie to me
the mentalist
house md
90210
six feet under
nip tuck
friends
prison break
lost
flashforward
glee
bones
criminal minds
tudors
cougar town
hart of dixie
hell cats
how i met your mother
big bang theory
hustle
new girl
once upon a time
one tree hill
pretty little liars
suburgatory
the big c
weeds
the lying game
nikita

             Bunlar izlemiş olduğum ya da halen izlemekte olduğum ya da bilmem kaçıncı kez izlemeye devam ettiğim diziler. Evet ben bir dizi koliğim. .Bağımlıyım. Çoğu üniversite gencinin 'abi sabaha kadar dizi izledim' gibi bir hikayesi olmuştur.Benim ise kayıp bir okul dönemim var bu yüzden. Bir süre gerçek dünyaya dönememiş, döndüğüm zaman bir yerlerde tıkanan hayatımın ikinci bölümüne geçesim gelmiştir.Hayatımın ne kadar anlamsız ve sıkıcı olduğuna kendimi inandırmış, vat dı fak diye küfreder hale gelmiştim.Hatta bir gün arkadaşımın evinde,her zamanki koltuğumda, kucağımda laptopla 20. saatimi tamamlayınca, arkadaşlarım üzerimde 'back to the real life' yazan bir pankartla beni protesto etmişlerdi. Artık türkçe anlamıyor olmamdan korktukları için olsa gerek, ingilizceyi tercih etmişler beni uyarmak için. Ama ben yazıyı görünce içimden ' aa ne güzel dizi ismi olur ki bundan' diye geçirdim.Bir şeylere bağlanmaktaki üstün becerimden  ve her bağımlıda olduğu gibi inkar etme yetimin gelişmişliğinden ötürü uzun süre 'ne yapıyorum ben?' düşüncesi uğramadı kafama.Ta ki kendimi doktor olarak hissetmeye ve insanların hastalıklarına teşhis koymaya çalışana, bak şimdi ben bunun yalan söyleyip söylemediğini gözünü kırpışından anlarım diyene, cinayetler planlayıp, nasılsa ordan kaçmasını beceririm ki ben diye düşünene, arkadaş grubumdaki her karakteri friends'teki birine benzetmeye çalışana kadar. Sonra dedim ki 'a ben hastayım!!' sonra arkadaşlarım dedi ki 'e doğru!'


            Şimdi de bir çok diziyi takip etmeme rağmen, normal insan şeklinde bokunu çıkarmadan izliyorum.Ama hala tek takıntım gece uyurken mutlaka Friends'ten bir bölüm açıp, o ses eşliğinde uyumam. Bağımlıyım doğrudur.Ama içkim yok kumarım yok arkadaş.

            Türk dizilerini izlediğim zaman 'ya bu ne be bu kadar ağlanır mı a.q. ne biçim hayatları var, öğğğ ölsem bu karının yerinde olmak istemem' diye düşünürken, yabancı dizileri izlerken 'ohhh a.q. hayata bak, yedi yirmidört atraksiyon.Bide benim layfımın sakslığına gel'. Ama yooook dayanamıyorum ben türk dizilerine.İçim kabarıyo, ruhum pörtlüyo. Ben zıp zıp o hayalden bu hayale zıplayayım ama hiç ağlamayayım a dostlar.Osu güzel gavur dizilerinin.
         

etraf kötü ,etraf

       Bu cumartesi arkadaşlarla taksime gittik.Ki uzun zamandır yapmadığımız şey(dalga geçmiyorum, genelde cumartesileri evde kek kısır falan yapıp yiyoruz,ne kadar yaşlandığımızdan ve gençken neler yaptığımızdan bahsediyoruz).Önce nevizadede biraz oturduk, Her yerden müzik sesleri gelince hepimizin içi kaynadı ve haydiii dans etmeye gidelim dedik.(ki bu da uzun zamandır yapmadığımız şey,genelde evde mezdeke açıp dans ediyoruz hep beraber). Mekana girdik hep birlikte.Kimin eli kimin götünde bir ortam var içerde.Ama yanımda 4 erkeğin olmasının verdiği rahatlıkla dilediğim gibi dans edebiliyorum. Ama bir süre sonra başkasının verdiği karbondiyoksiti direk bünyeye alıp oksijen kırıntısı aramaya çalıştıkça bana bunalmalar geldi ve kendimi bir arkadaşımla dışarı attım. Biraz saf oksijen aldıktan sonra.Burnumu tıkayıp içeri geri girdim(nasıl bir hırssa bu,illa dansetcem diye). İçeri bi girdim, benim sevgili oturmuş bizim dans ettiğimiz yerde uslu uslu, etrafında 3 şırfıntı dans ediyor.Ama etraftan kastım, benimkinin dizine 5 cm mesafede duruyor hepsinin kıçı. Şöyle bir aralarından kafamı uzatıp 'noluyo yavrum? ne iş?' manasına gelen kaş göz işaretimi yaptıktan sonra sevgili sevgilimin yüzünde pis bir sırıtış oluştu. ' ............' şeklinde küfreden bakışlarımı attıktan sonra hemmmen kızları iteleyip yanına oturdum,sarıldım.Hoooop iki saniyede pırrrrrr.Saniyenin onda birinde toz oldu üçüde. Anam bu ne biçim bir hayat? İki saniye boş bırakmaya gelmiyormuş meğer. Biz götü kollıyalım diye yanımıza 4 erkek alıp gidiyoruz, millet ne yapsam da götü göz önünde tutsam diye uğraşıyor (ki daha ağır konuşabilirim de azar yemiyim durduk yere).


        Arkadaş, ben evde oturmaya devam ederim, pijamamı giyer, topuzumu yapar, kekimi kısırımı yer, mezdekemi açar oynarım. Bol bol oksijeni mi alır otururum evimde.Sen sen ol sevgiliyi gözünün önünden ayırma bak. Etraf kötü, zaman kötü, kolla sevgilinin götü.

BEN

             BEN, sanatı sevmem.Sanat yapılınca böyle bi içim gıdıklanır, entel dantel yorumlar yapılınca karşımdakine aduket çekesim gelir.Ama kendim sanat yapınca bayılırım o hallerime. Beni kimse anlayamaz, neler düşündüm ben bunu yaparken bir bilseniz sizi kör cahiller diye geçiririm içimden. Mesela ,bok heykeli yada resmi yapsa dahi bunu sanat diye yutturabilecek çok fazla insan var. Hiç kimsenin de gıkı çıkamaz, e ben anlamadıysam   allah benim belamı versin,cahil cühelayım ben diye geçiririz içimizden.Biraz atmak lazım sanat yaparken. San-at!! Cidden bak.Mesela öyle fransız filmleri var ki, tam 10 dk boyunca bir kızın yürüyüşünü izletebiliyorlar sana.Ne enteresan bir kamera açısı var ne de ışık. Ama yuttuğunla kalıyorsun o sahneyi. Kim bilir yönetmen neler anlatmak istedi o sahnede. Beyninin boku dökülene kadar tekrar tekrar izle yine bi halt anlıyamazsın sen.Çünkü sen sanat çemberinin dışındaki sıradan bir insansın. Ama yapması güzel, deneyin bak.



              BEN, yalnız kalmayı severim.Ama öyle zamanlar olur ki, kendimden bile gitmek isterim. Bi müsade et arkadaş, valla gidip gelicem. Yoook bırakmaz iki saniye bile. Yalnızlık sanıldığının aksine kötü bir şey değildir. Dozunda olduğu sürece tabiki. Tek başına mağaza gezmek, kitap okumak, sinemaya gitmek, kafede oturmak. Kendinle baş başa kaliteli zaman geçirebilmek önemlidir.Ama yan etkileri olmuyor değil. Yıllardır kendi başıma film seyretmeye ya da sinemaya gitmeye alışık olduğumdan, yanımda birisi olduğu zaman onu yok sayıyorum farketmeden. Soru sorarlar ya 'e nolcak şimdi?' 'peki o kadın bunun sevgilisimiymiş?'. Yahu aynı anda izliyoruz be adam, sen ne biliyosan bende onu biliyorum. Yani yalnız olmadığımda, yada şartlar elvermediğinden ötürü yanımda birileri olduğunda kendimi hooop yalnızlık moduna alıp yanımdakileri yok sayabiliyorum. Yan etki diyorum çünkü kötü bişey bu. Çok ayıp.

             BEN, insanların doğuştan kötü ve bencil olduklarına inanıyorum. Yani kim istemez ki birinin laptobunu çalmayı? Yada birine sinirlenip o anda bıçaklayıvermeyi? Birisi karşınızda aptal aptal konuştuğunda, nezaketinizi bozup 'off kapa çeneni beeeaa' diye bağırmayı istemez misiniz? Herkesin içinden geçer böyle şeyler. Kolay bi kere. İç güdüsel davransak, dışarıdan hiç bir yaptırım gücü olmasa, günah olmasa,ayıp olmasa, yasak olmasa, hapishane olmasa.. Çatır çatır isteyen istediği gibi davransa, dünyadan uzaya kötülük damla damla akardı resmen. Özümüz, iç güdümüz bu ama.Elden bişey gelmez.Bencilliğe gelince,her insan çok feci bencildir bi kere. Neden mi? Friends dizisinde tam da benim düşündüğüm gibi açıklamışlardı bu düşüncemi. Hiç bir iyilik ve fedakarlık yoktur ki, sana mutluluk olarak geri dönmesin. Mesela bir fakire para veriyorsun, e onu ananın hayrına yapmıyosun tabi.Sonucunda mutlu olup kendini tatmin ediyorsun bir şekilde.Kahramanlık yapıp birinin hayatını kurtarıyosun mesela, e kahraman oluyosun işte.Bundan öte mutluluk varmı? Yaptığın iyilikler bile bir şekilde sana mutluluk olarak geri dönüyor.Düz bencilliklerden bahsetmiyorum bile.Özet olarak kötüyüz biz kötüyüz kötüyüz kötüyüzzzzz.

             BEN serisine daha sonra devam edeceğim. Fazla uzatmaya gerek yok bugün.Evet yok

post--erization






                  Baktım photoshopun kullanma süresi 1 gün kalmış.Aaa dedim hemen birşeyler yapmam lazım gelir. Hem photoshop mutluydu iş bitiminde, hem de ben. Yüzümde bir garip gülümseme, eserlerime baktım öylece. Eğlenceli oldu bea. Oldu oldu


bizden geçmiş

             Küçüğüm ben bi ara. Evdeki eski fotoğrafları kurcalıyorum.(ki babamın obsesif bir takım hastalıkları olduğundan,teşhisini ben koydum, bütün fotoğraflarımız mavi ofis dosyaları içerisindeki beyaz kartonlara tarih sırasına göre özenle yapıştırılmıştır ve hepimizin kendi adımızda albümleri vardır. 4ümüzün fotoğrafları ise yyyy isimli albümde yer alır,hepimizin ismi 'y' ile başladığından). Her neyse dağılmayalım, annemin siyah beyaz fotoğraflarına bakarken (bütün çocuklar annem gençken ne kadar güzelmiş derler ama işin sırrı kesinlikle siyah beyaz fotoğraflarda,bu biline) bir tane fotoğrafta durakladım. Kompozisyon aynen şöyleydi, iki tane adam ellerinde ortaklaşa bir kiremit tutuyorlar, ortalarındaki uzun siyah saçlı genç kız da, yüzünde hunharca bir ifadeyle kiremiti kırıyor. Başımı sağa sola çeviriyorum, fotoğrafı çeviriyorum, arkasına falan bakıyorum, yok değişmiyor görüntü. Resimdeki hunhar kadın benim annem! Üstünde beyaz capon kıyafetleri, belinde siyah bir kuşak (ki bu siyah beyaz fotoğrafın bana bir oyunu da olabilir), ağzını açmış (belli ki hayyyyt diye bağırıyor), kiremit kıran kadın benim annem!

           -annecim
           -yine ne var yasemin?
           -anne bu resimdeki kız sen misin?
           -evet kızım görmüyo musun?
           -anne sen napıyosun burda?
           -ben siyah kuşak tekvandocuydum kızım.
           -?!?!?
           -aaa bak vallaha bu anı dün gibi hatırlıyorum
           -?!?!?!?!
           -ben ne sporlar yaptım, hem çalıştım hem gezdim,gençliğimi yaşadım.sen napıyosun? hiç!
           -??!?!?!?!

            Kafamda uzun süre oturtamadım durumu. Her gece kabuslarımda annemin babamı dövdüğünü gördüm. Ben kavanoz kapağı açamazken, mami daş kaya kırıyomuş.Annemle ilgili öğrendiğim tramvatik bilgiler bununla kalmadı. Her gün yeni şeyler öğrendim. Hayır evlatlık falan olduğumu öğrenmekten daha beter bi durum. Çünkü her seferinde ,allaam daha neler çıkacak diye beklenti içine sokuyorlar adamı.

          -anne ben bu dönem dansa başlıcam
          -kızım daha yararlı şeyler yapsana, bi sporla uğraşsana
          -like what aney?
          -ay ne biliyim, ben eskiden her hafta golfe giderdim mesela
          -?!?!?!
          -vallaha çok zevk alırdım da bıdı bıdı bıdı......

soru 1: sen nerden buldun golfe gidecek parayı?
soru 2: neden gittin golfe?
soru 3: golf neden danstan daha yararlı?
soru 4: golf ne a.q? ne konuşuyoruz biz?


             Geçen yıllar boyunca annemin bir kasedini (albüm kaydıymış, çıkmaya bir hafta kala iptal ettirmiş annem, sebebi belirsiz, bildiğin zil gibi sesi varmış kadının, duyunca tüylerim tiken oldu), ardından paraşüt yaparkenki gururlu bir fotoğrafını, iki koca defter şiirini (hani kapağını açınca içinden toz çıkanlar) buldum. Ki daha yaptığı nice garip şey, başından geçen ne garip olaylar var. Eve gidince kucağına yatırıp popomu dövmesin diye anlatamıyorum burda, ama valla çok isterim anlatmak he. Ben de her gün yeni bir şey öğreniyorum zaten. Her geçen gün yeni sırlar çıkacağına olan inancım ise tam. Hatta, hani böyle çok büyük gizemli sırlar olur ya, kesin onlardan birine de sahip. İşin garibi 21 yaşında evlenen bir kadın nasıl olur da bu kadar çok şey yaşar? Ben 24 yaşındayım, e ben bi otum! Fotoğraflara bakınca, ya yanımda bi kız arkadaşım dudak büzmüşüz,elimizle peace yapmışız, yada elimiz belimizde topuklu ayakkabıyla poz vermişiz. Oyyyy aneeey oyy ne golfü hee? Bize gelmemiş ki bizden geçsin. Bize uğramadan başkasına gitmiş heralde. Ben görmedim çünkü bişey.

       

bitmeyen okul

            amansız bir geyik yapma isteği var şu an içimde.öyle ki kendimi facebookta foto altı yorum yapan bir tacizciye dönşütürdü bu ahlaksız geyik. duramıyorum ulan. hep ders araları yüzünden. 3 saat ders arası mı olur? ya bunalıma girip ağlıcaksın, ya da koy götüne felsefesiyle yine ağlıcaksın. şimdi kütüphanenin en unutulmuş kitaplarının orada, köşeye geçtim oturdum, hünk hünk ağlıyorum yavaştan. bi kişi bile beni farketmezse, hızlanmaya başlıcam.

            okula geldim.aaa hiç arkadaşım yok ya benim.gitmiş hepsi be. teyzeyim ben okulda şimdi. yarın kısır, patates salatası getirip altın günü yapıcam. beni severler belki altını verirsem. sonra hocalara da vermeye başlarım yavaş yavaş,sonra bir bakmışsın okula gelmeme bile gerek kalmamış artık. hoş olmaz mıydı? çok da güzel iyi olurdu bence.

           ulan içimde geyikler çifleşti, çocuk bile doğdu,ama yüzümde hala moron gibi bir ifade.sanki kütüphaneye ödev yapmaya gelmişim a.q. beeeen? pehhh!! kafamda da dana gibi bir headphone. turuncu bide üstelik. bana bakın çok cool'um diye bağırıyorum, yok anam, her türlü adamın arkadaşı var benim yok. yalnızım ben çooooook yalnızııım. ama bugün öğrendim 15 hafta varmış bu dönem. 2 haftası tatil. haftada 3 gün dersim var.o zamaaaaaaaan,haydi hesaplıyalım.......... tam 39 gün bu lanet okula gelmeye devam edeceğim. o zamana kadar içimdeki geyikler koloni bile oluşturur artık.sonra birlikte kıristmıs kutlamaya antartikaya giderik.

           şöyle emellerim var bu dönem. pilates (patates+pilav çok üzgünüm yapmak zorundaydım bu espriyi) yapmam lazım. neden lazım, çünkü yazın yandık tamam, iyi  hoş, bütün vücut deformasyonları kapandı göz oyunuyla, ama bunun ileriside var. dopum pembe olsun, sarılayım ben ona, öpeyim, yıkayayım, o da akşamları bana üfürsün bi iki dua da forma gireyim hemencik. bir diğer emelim hip hop hayatıma devam etmek. hayat derken, profosyonel dans yaşamımdan bahsediyorum tabiki. çünkü geçen gün beyonce aradı, yasemin sensiz olmuyo bu single ladies olayı, beceremiyoruz biz , nolur geri dön dedi kıramadım. tamam bi iki formlanıyım ben geliyorum anam dedim.

          hayde bakem hayırlı olsun bitmeyen okulun yeni dönemi...

dur

       
http://fizy.com/#s/16wnbf

            koştum, koştum, durmadan,ayaklarımı hissetmeyene kadar koştum.arkama bakmadan,önümü görmeden, insanları takmadan koştum. vücudum sızladıkça, kalbim inatla dışarı çıkmak isteyip kendi başına koşmaya çalışacak kadar attıkça göğsümde, dudaklarım çatladıkça değen rüzgardan, gözlerimden kulaklarıma doğru yaşlar aktıkça, düşmekten korkan aklıma hükmeden adrenalin kazandıkça her seferinde,içimden tek bir şey geçti hep; bakma geriye.

           yoruldum, nefesimi düzene sokamıyorum bir türlü.ellerimi dizlerime koyup dinlenmek tek yapmakta olduğum. Ateş bastı birdenbire, birazdan su fışkıracak her yerimden, onun habercisi bu ateş. Nefret ediyorum terlemekten.Koşmaya devam edebilseydim,rüzgar içeri doğru itelerdi ter damlacıklarını.savaşamazlardı rüzgarla. şimdi,duran rüzgarın ardından el ele verip çıkıyorlar dışarı yüzsüzce. nefes alışverişim sonunda düzene girdi. kaldırıyorum kafamı, merak ettiğim tek bir şey var o an; neredeyim?


           önümü göremiyorum sisten.koşacak ne yer kaldı ne güç.yeniden hızlandı kalbim. heyecandan mı? korkudan mı? duruyorum hiç bir şey yapmadan.yapamadan. kenarda bir bank var.beklemek en iyisi sis dağılana kadar.oturuyorum.o kadar çok oturmuşum ki, o kadar çok düşünmüşüm ki..sis önümden çekilmiş.geldiğim yerde şimdi.istesemde bakamam geriye.tek bir soru var aklımda artık; koşmak mı gerek durmak mı şimdi ?

       

ben bir garip

             Öhöööö..Ben çok hayal kurarım. Küçüklüğümden beri vazgeçilmezlerim arasındadır hayal kurmak. Belirli mekanlarım bile vardır bunun için. Banyo, tuvalet ve yatak. Kesinlikle dümdüz banyo yapamam mesela ben. Dümdüz derken,sıradan şeyler düşünmem yani.Hayal kurarım hep.Banyo bitti hayal bitmedi mi? Başka bir zaman kaldığım yerden devam ederim. Finale bağlayana kadar elimden gelen tüm süslemeleri yaparım, ondan sonra bitiririm mutlu sonla. Ama genelde sonlandırmam hiç birini. Her seferinde değiştire değiştire kullanır,ısıta ısıta yerim. Bir gün harika bir dansçıyken, bir gün oscarlık bir oyuncuyumdur.Mükemmel erkeği bulmuş Amerika'daki müstakil evimizde, akşam havuz kenarında şaraplarımızı yudumluyoruzdur.Bir bakmışsın Türkiyenin tüm sorunlarına çözüm bulmuşumdur, bir de bakmışsın ki asla yakalanamayan bir seri katil olmuşumdur.Şaka değil, daha nicelerinin senaryosunu yazıp bizzat kendim oynadım.

              Bu hayal dünyasında fazla takılma olayı günde beş film izliyebilmemden ve bir kitabı iki günde durmadan okuyarak bitirebilmemden de anlaşılabilir.Kendimi kaptırdığım zaman, gerçek dünyanın boktan sıradanlığına çat diye geri dönmek çok acı veriyor bazen.Orhan Pamuk'un İstanbul adlı kitabında çok sevdiğim bir cümleyle anlatılıyor bu durumu: "Napolyon olduğunu sürekli düşlemekten hoşlanan adamla, kendini Napolyon sanan adam arasındaki fark, mutlu hayalci ile, mutsuz şizofren arasındaki farktır" Ortalıkta Napolyon'um ben diye dolaştığım zamanlar olmadı değil,ama kendimi tutkulu ve istekli bir hayalci olarak adlandırmak daha doğru olur.

            Bir müzikal izledikten sonra, bindiğim otobüsteki insanların teker teker kalkıp şarkı söylemeye başlayacaklarını ve aniden danslarıyla bunu bir şölene dönüştüreceklerini hala dört gözle bekliyorum her seferinde.Babamın bir FBI ajanı olup,senelerce bunu bizden sakladığına ve bir gün beni kaçırdıklarında bütün marifetlerini gözler önüne sereceğine olan inancım ise tam. Ya da bütün hayatımın bir televizyon şovu olup, doğumumdan itibaren herkesin dikkatle izlediği bir dizinin baş karakteri olduğuma eminim.Sanırsam,galiba,kesinlikle yani.

           İçimdeki çocuk, ruhumdaki hiç büyümeyen velet... Yok öyle şeyler bende. Hani çok olgun bir insan olursun da "ay içimdeki çocuk ölmedi ama" dersin ya. I Ih!! O ben değilim arkadaşım.Benim dışım çocuk, içimde de bir köşeye itilmiş,olgun bir taraf olabilir (emin değilim).

          İlk defa sevgilim olduğunda, hayret yahu yanımda bir çocuk var ve elimi tutuyor diye geçirmiştim içimden. Ben daha oyuncaklarımla oynuyorum evde (yaş 19), ne işin var kardeşim benim yanımda? Gerçi sonraki dönemler için de durum pek değişmedi benim için.Yalnızlığa, kendi hayal dünyamda dolaşmaya bağımlı olduğumdan hiç bir zaman "biz" olamadım bir başkasıyla. Sıkıldığı zaman giden, bunaldığı zaman telefonunu kapatan, darlandığı zaman çat diye konuşmanın ortasında msnden çıkan, hiç bir zaman aranılan kız arkadaş kategorisine giremeyen, o kitaptan bu filme, bu filmden şu diziye,dizilerden kendi yazdığı senaryolar arasında hop hop hoplayan, zıp zıp zıplayan bir kızım ben.

         İşte böyle sevgili blog. Bir sen anlıyorsun beni anacım. Derdordağım, sırdaşım, argadaşım... Napsam bilemedim. Accık büyümek mi gerek, yoksa bu ikili hayatta seksek oynamak mı en güzeli?


bunlarda yaz boşluğunda çizittirdiğim şeyler.Konuya da uyunca göstertiyim dedim;)
     

minik kuş

          Canım sıkıldı,bir şeyler yazasım var feci halde.Dedim kağıda yazmayayım buraya yazayım ki ziyan olmasın.Diğmi ama? Ne anlatsam diye düşündüm ki hikaye kucağıma düşüverdi.

         Yaz olunca öğle uykularına ihtiyaç duyuyor bünyem nedense,yine uyuyorum demin.Babam geldi sırnaştı yanıma,uykumu açtı ve muhabbet etmeye başladık.Babamla birlikte aynı yatakta olduğumuz zaman beynimiz mi sulanıyor nedir,aramızda geçen tüm yaratıcı konuşmalar bu esnalarda yaşanıyor.Baba dedim hafif melankolik bir sesle 'ben gereksizim bence bu dünyaya, bi katkım yok nasılsa öyle değil mi?'. Şimdi bekliyorum ki ardından güzel cümleler gelsin,yok canım kızım olur mu sensiz naaaparız,ölürüz biteriz cinsinden. ' yok gereksiz değilsin de,bir insanlık yer kaplıyacağına bir buçuk insanlık yer kaplıyorsun' dedi.Bir baba kızına böyle der mi? Derse o kıza ne olur? Komplekse girmez mi? E ben öleyim.

           Aslında bu duruma küçüklüğümden beri çok alışığım.Ablam 1.60 boyunda ve 40 kilo olduğu için onun yanında her zaman 'minik kuş(susam sokağındaki sarı dev kuş)' gibi kaldım ben.Hayır zaten iri bi kızım, konuşmam da dan dun, yürürken topuklarımı yere vura vura yürürüm, kısacası bir kız narinliği taşımadım hiç bir zaman.Mesela ikimiz birlikte giyinmişiz,boy aynasında kendimizi kesiyoruz,anaaa ablam yok! Arkamda kalmış çünkü.Küçüklüğümüzden beri her kavgamızı onun üstüne oturarak tamamlardım.Bu cüsseme rağmen '0' güç seviyesinde olduğum için yapabilecek başka hiç bir şeyim yoktu çünkü (tüh,bütün düşmanlarım öğrendi şimdi savaş taktiğimi).

            Yemek masamızda her zaman 'yeşim ye hadi,ye,onu da ye,ban ekmeği ban yavrum,hıh şunu da iç','yasemin kızım yeter,yavuz al şunun önünden ekmeği,yeme artık tamam,ayyyyy zıkkım ye beee'. Bu ikilem hiç bir zaman gitmedi masamızdan ve hayatımızdan.Üzülüyor muyum? yoook! Aksine işin komik tarafı daha çok ilgilendiriyor beni.Olan olmuş bi kere,bundan sonra minyon bir genç bağyan olamayacağıma göre ağlamaya gerek yok.Eğlenmeye bakmak lazım;)

            Antalya'ya annemin yanına son gittiğimde,herhalde biraz fazla abartmışım bu kilo alma olayını, annemin gözleri doldu beni görünce.Sevinçten,aylardır kızını görememenin verdiği mutluluktan değil.Kadın hık gidivericekti karşımda.Bu ne yasemin ne olmuş sana falan diye geveledi. 'Mother takma kafana yeaaa veririz evelallah' dedim.Ertesi sabah kalktım havuza giricem, 'kızım istersen girme sen' dedi. Neeeeeeeee??? Niye beeee? Rezil mi olucan apartmana? 'istersen biraz zayıfla öyle gir' dedi ya. Yuhhh be! Bombalama atlayıp apartmana su bastırtmazmıyım ben!! Selülitlerimin içine düşün inşallah!! Tabi ki bu kadar atarlanıp, boynumu büküp, cama yapışıp havuzda eğlenen 34 beden çıtırları izledim uzun bir süre.Suya giriyo hatunlar, sudan pıh die iki damla yükseliyo,dalga bile yaratamıyo cüsseleri. E tabi onlar apartman için tehdit oluşturmuyolar. Sonraki bir ay boyunca sadece ot yedim, geviş getirdim (belki tekrar ağzıma geldiğinde ete dönüşür umuduyla), görünmeyen yerlerde gizli gizli spor yaptım.Bir süre sonra annem ayağımı suya sokmama izin verdi,sonra vücut, sonra baş,ohhh çok şükür dedim,şöyle bir saçları elimle geriye doğru yapıştırdım.

          Rejimin sonucunda neler oldu, yok efendim kaç kilodan kaça indin, sırf otla insan yaşayabilir mi, ne bileyim günde 3 soda içince verdiğin kiloların yerine baloncuklar mı geliyor? Bu sorulara cevap veremeyeceğim. Zaten kimsenin şeyinde olduğunu da zannetmiyorum.Önemli olan ne kadar kilo verirsem vereyim kendimi ablamın yanında Osman amca gibi hissetmem.Bıyıklı göbekli bir Osman amcayım ben. Kendimi minyon hissetmek için Amerika'ya obezitenin anayurduna gidicem. Ben de milletin arkasına geçip aynada kendimi göremicem, havuzdan taşırdığım su onların yarattığı tsunami yanında bir hiç olacak, masada herkes bana ye ye ye dicek, minik kuş üniformamı çıkartıp kuru temizlemeciye vericem.Kendimi minyon hissettiğim diyarlara gidicem ulan!! Gidicem be!!

          Ama üzülüyo muyum? yooook!

not: he bide aşığım ben bu arada ;) eğlenceliymiş tavsiye ederim =)
     

yallah şeferrrr

                Dün akşam iftar vaktinde taksiyle bir yerden bir yere gitmek gibi bir gaflette bulundum.Daha doğrusu gitmeyi arzuladım.Yarım saate yakın taksi bekledim.Bütün taksiler ağzına kadar dolu tabi. Kapılarını açsan,içlerinden müşteri fışkıracak o derece.Bekle anam bekle boş taksi yok.E dedim bari gideceğim yöne doğru ufaktan yollanayım ben. Kafamı bir çevirdim, köşede sotelenmiş bir taksi. Ulan benden kaçabileceğini mi zandın? Koşturarak yanıda gittim,bir hışım kapısını açtım,ve atladım taksiye.Mecazi anlamda değil.Baya baya atladım arka koltuğa.Tekerlerde bi 10 cmlik inme yaşandı.Hemen şoförü kestim iki saniyede.Şoför amca beyaz uzun saçlı orta yaşlı bir adamdı.Genç bile denilebilir (yok denmez vazgeçtim). 'taksici bey amca çek bakalım dikilitaşa' dedim.Zınk diye el frenini bir hışım çekti.Arkasını dönmek yerine dikiz aynasından faydalanarak 'ablacım senin ehliyetin var mı? ' dedi. Ben tabi anın verdiği şokla,istemsiz olarak gözlerimi seri bir şekilde kırpıştırmakla yetindim.'abla var mı yok mu?' dedi şoför amca. Vaaaaar dedim sanki her türk gencinin asıl görevi ehliyet almakmış gibi.'abla allah aşkına gel sen kullan' dedi. Anaaaam noluyo? ağzımdan 'nasıl yani' gibi bir şeyler çıktı.Adam dertli dertli başladı konuşmaya,ki bu arada taksideyiz ama duruyoruz. ' abla bıktım bütün gün dikilitaş-beşiktaş-fulya arasında gidip gelmeye.Zaten orucum başıma vurdu açlık,trafik de var,geç sen kullan işte bişey olmaz' dedi. Yahu ablan kurban olsun sana bebişim tabiğğki kullanırım dedim indim arabadan. O da indi haliyle.Dikiz aynasından hayal ettiğim kadarıyla yaşına göre fena sayılmazdı,ancak yüzyüze gelince tüm 'noktaları birleştir' egzersizim suya düştü ve karşımda bambaşka bir adam buldum.Neyse zararı yok.Geçtim direksiyona. Ne tarafa ağğğbii diye de bir espri patlatıverdim.Başladım sürmeye.Aha dedim ne kadar maceraperestim yahu. Bildiğin taksi kullanıyorum ya ben şu an. Allahım ne büyük bir lütuftur bu diye sevinç içerisindeyken, hemde sol kolumu pencereden uzatmış sağ elim vitesteyken,üstelik direksiyonu tutacak 3.bir elim yokken, birden 'abla, ablacım şaka yaptım be şaka' sesiyle irkiliverdim. Bok herif şaka yapmışmış. Ama benim resmen hayallerimle oynadın sen haberin yok. 'abla sende amma ciddiye aldın be, nasıl vereyim sana taksiyi' demez mi bide.Ben arka koltuktayken daldığım hayallerin içerisinde boğulurken bir bakmışım gelmişiz evin önüne. Ulan dedim şerefsiz, şimdi ben evin önüne taksiyle gelsem güzel olmaz mıydı ha? Bana bir ömür boyu arkadaşlarıma anlatacak havalı bir hikaye çıkmaz mıydı? Bok herif!!

18 takipçi,biri ben

            Evet itiraf ediyorum bir blog yazarı olarak pucca die birinin varlığından yeni haberdar oluyorum.Daha doğrusu ismini duymuştum ama merak edipte açıp okumadım bloğunu. Dün akşam hadi bir okuyayım dedim tavsiye üzerine.Ulan hatun ne kadar güzel yazıyor.Gülmekten öldüm bazı yazılarını okurken.Sonra öğrendim ki yüzünü göstermiyormuş.Rahat tabi, ana avrat düz git, istediğin gibi başından geçenleri anlat ama kimse tanımasın seni.Ne kadar özendim kelimelerle anlatamam.Ulan dedim bende gizliyeydim ya yüzümü.İstediğim her haltı anlatırdım, aman o duyar bu görür o alınır bu kırılır düşünmeden.Eski sevgilisinden tut,yeni sevgilisine,çatır çatır yazdığı çocuktan,yazamadıklarına kadar her şeyi rahaaat rahaaat anlatıyor.Buna özenilmez mi şimdi? Bedava psikiatrik tedavi ki bu.Beğenilir ki bu. Sen anlat anlat,karşındaki tepki veremiyo nasılsa,aynı psikiatrist mantığı. Kimse tanımıyorda seni.Ben böyle güzel,böyle zekice bir şey görmedim arkadaş.Sonra bir baktım hatunun 8000 küsür takip edeni var.Bol bol versin lafım yok.Sonra dudağımı büzdüm benimkine baktım 18.Ve biri de benim bu 18'in. Bir onun sayfasını açtım bir kendi sayfamı,bir onunkini bir kendiminkini.Sonunda dedim ki ulan tarzan gibi her bokunu gözler önüne serersen tabi böyle olur (kendime diyorum bunu).Sonra gerçekçi olan (hiç haz etmem kendisinden) tarafım dediki 'sanki onun gibi yapsaydın,ismini cismini saklasaydın anlatacak çok şeyin var da' (bunu da kendime söyledim). İşin içinden çıkamayınca yazılarını okumaya devam ettim pucca'nın. Başarılı,eğlenceli en önemlisi zekice;) Başlığımdan anlaşılacağı üzere, yan tarafa baktıkça dolan gözlerim,sürekli 18 sayısının artmasını bekliyor.Evet bu bir itiraf, sebebi bellirsiz. Ama oradaki insan sayısı arttıkça boşluğa yazıyomuş hissim biraz olsun azalıyor hiç olmazsa.
             Bu kadar duygu sömürüsünün ardından ben derim ki bugün yastığıma sarılıp bir güzel ağlıyayım,açılayım. Sabah kalktım, baktım açılmamışım, Bi dahaki yazım daha atarlı olacak!
         

partibozan

             Kesinlikle arkadaşım diye demiyorum,reklam amacı asla gütmüyorum,çıkarım yok bir kere.Ama ben her gün mutlaka bir posta dinliyorum şarkılarını.Hem ingilizce şarkılarını hemide türkçelerini. Kendisi bloğumu okumasada, hadi dedim büyüklük bende kalsın ulan=) Hiç bir yazım için yorum istemedim,ama şarkıları dinledikten sonra yorum yapabilirsiniz buraya (yapın!). Bloğun başlığına da en sevdiğim şarkılarının ismini verdim.İki grubu da tanımak için aşağıdaki linkleri kullanabilirsiniz. Hayde bakem


MERİVA dinlemek için:
http://tr.myspace.com/merivaband



MERİVA facebook sayfası için:
http://www.facebook.com/merivaband








GRADJENT dinlemek için:
http://tr.myspace.com/gradjent


GRADJENT facebook sayfası için:
http://www.facebook.com/gradjent

aaa yüzük!!

Her yaptığım şeyin üstüne makale yazamıcam sıkıldım.Maksat marjinal olmaktı.Ne yapsam da entel dantel olsam dedim bunlar çıktı ortaya.Yüzük işte,ne olur ki en fazla;)






kafaların kafası

İki gündür bir garip kafalardayım.Sebebi belirsiz (aslında belirli de, sır;) Odamdan çıkamadım bi kaç gündür.Kendimi yaratıcı gücün kollarına atıvermişim bilmeden. Gözümü açtığımda bu aptal şey duruyordu önümde. Hayal meyal hatırlıyorum renkli kocaman boncukları görüp ' aa bunlardan kafa olur ha' dediğimi. Ardından beş tane cd'yi üstüste koyup sarıp sarmaladığımı ve yine silikon tabancasıyla heryerimi yaktığımı. Farketmeden kaş gz bile çizmişim boncuklara.Nasıl bir kafaysa artık. Ortaya çıkan şeye bir baktım. Ana dedim, benim ne çok bilekliğim var, halbüsü onlar bir düzen bir ahenk içinde dursalar ne kadar mükemmel olur.Birden bilekliklerim renklerine göre ayrılıp hizzaya geçtiler.Uygun adım yürüyüp yerlerini buldular ve sükut içinde uyudular. Uymuşum sonra ben silikon tabancası elimde,kendimi teksasta sanıp.O bambaşka bi kafa.Silikon kafası ;)





aaa küpeler!!

              Bir açıklama yapmak lazım mı acaba bunlar için? Canım sıkıldı, açtım müziğimi, allah ne verdiyse yaptım.Biraz ondan biraz şundan,ha buda olur bak diye diye,elimi silikon tabancasıyla yaka yaka yaptım. Oturup ilham gelmesini bekleyemem ben ,sabırsız kişiyim. Önce bi feyk atarım ilhama, sanki onsuz da yapabilirmişim edasıyla girişirim işe.O da kıskanır haliyle, paşa paşa gelir katılır sonradan. Hoşgeldin bebeğim der, takmayan tavırlarla 'takı' yaparım.Ama takmam asla;)





Davut, gel yavrum seni Türkiye'ye götürüverem



              Yurt dışına çıkıldığında şöyle bir kafa oluşuyor insanda; burada istediğimi yaparım nasıl olsa kimse tanımıyor beni.Yahu sanki kendi ülkende herkes mi tanıyor seni.Yok ama, bu mantık her tarafını sarıyor yurt dışında.Bizi de nasıl sarmış bu düşünce,nasıl sarmış! Yerimizde duramadık, kendi önümüzü alamadık.Ne çılgınlıklar ne çılgınlıklar...
               Bir önceki yazımda demiştim ki devam edeceğim italya hatıralarına,biraz meraklanın.Yapılan en çılgınca şey bu fotoğraftı işte.Başka da bir bok yapmadık. Bizden geçmiş arkadaş..Anca Davut'unkiyle uğraştık. Budur..

Olmamış Çocuk

           Geçen gün Cem Yılmaz'ın eski gösterisini izliyordum dvd'de. Bir espriden sonra takıldım kaldım. Bir baktım düşüncelere dalmışım. Hani Cem Yılmaz'ın filmlerine küfürlü diyip, çocuklar küfür öğreniyor, kötü etkileniyorlar, olmamış bu film diyorlar da, Cem Yılmaz da ' eee çocuk olmuşmu peki ? ' diyor ya. Sonrada millet yarıla yarıla gülüyor hani. İşte o olmayan çocuklardan biri benim. Olmamış, tutmamış kıvamım benim.

           Yıl 91,bilemedin 92, yaş 3-4. Annem artık büyüdüğüme kanaat getirip öğretmenlik mesleğine devam etme kararı almış. Ama zahmetli bir iş tabi ki öğretmenlik. Doğu hizmetidir falan derken hep vazgeçmiş annem.Taki bir yolunu bulup tayinini Antalya'nın Elmalı ilçesine aldırana kadar. Göreve başladı annem o sene. E bana kim bakacak? Tabi ki anneannem. Her şey güzel,hoş, iyi de anlaşıyoruz anneannemle. Tek bir sorunumuz var, o da o yıllarda ev kadınlarını oyalayan sabah programlarının olmaması. Önceden anlatmıştım, annem küfür öğrenmeyelim diye Kemal Sunal filmleri bile izletmezdi ablamla bana. Ama kumanda anneannemin elinde olunca, devran döndü ve benim için yeni bir dönem başlamış oldu. Pirana ve köpekbalığı fobisi olan, Michael Jackson'la sevişmek isteyen, Ninja Turtles'lerle evlenme hayali kuran, sabah ezanından ödü patlayan, Saadettin Teksoy'dan nefret eden bir velete dönüştüm zamanla. Yanımda pervasızca izlenen pirana filmiyle başladı her şey. Filmden o kadar etkilenmişim ki, hala denize girerken 'yaratık var yaratık' diye bağırabiliyorum. Gecen gün bir iddia uğruna 1,5km ötedeki bir adaya durmadan yüzmeyi basarsam da, yoldaki yegane endişem köpekbalığı saldırısına uğramak ya da adaya vardığımda yosunların içinden çıkan yaratıkların beni suyun dibine çekmeleriydi. Katil karıncalar, cani arılar, canavar timsahlar, lanet olası piranalar ve korkunç köpekbalıkları adlı filmler, tüm korku filmlerinden daha psikopat filmlerdir bence. Dört yaşındaki bir kız çocuğunun, daha dün boyama kitabında sarı siyaha boyayıp, kendi insiyatifiyle kafasına kondurduğu bir adet kurdeleyle süslediği güzel arı, bir bakıyor ki canlı canlı adam yiyor ertesi gün. Nerde lan boyama kitabındaki sevimli arı? Hani karınca bir şey yapmazdı? Hani kıyıda köpekbalığı yoktu arkadaşım? E bünye alt üst olmaz mı izleyince bu tür filmleri? Çok korkmuş ve psikolojim bozulmuş olacak ki anneannem kurşun dökmüştü bana ( bayılırım kurşun döktürmeye, ancak kimya laboratuvarlarında görebileceğin kimyasal bir olayı, başörtülü anneannen yapınca olağanüstü geliyor insana.Hala da hoşuma gider patlama sesi), madem bozduk çocuğu, tamir edelim mantığıyla dökülen kurşun sonucu ortaya çıkan şekil bilin bakalım ne? Balık!!! Vallaha billaha balık. Hemde görmek için yüzüne çok yaklaştırmak zorunda kaldığın kahve falları cinsinden değil. Baya, apaçık orada duruyor yüzgeciyle, kuyruğuyla. Nazar falan değil bana olanlar, basbaya pirana çarpmış beni. E tabiki ondan sonra yanımda öyle filmler izlenmedi.

           Aşk filmleri izlendi mesela.Sevişmenin ne demek olduğunu bilmeden, dünya üzerindeki belkide en sevişilmeyecek insanı seçmiştim kendime. Michael Jackson'a olan aşkım o zaman başladı. Ama evlenme vaadiyle kandırmamışım adamı. Ninja kaplumbağalar'mış benim aklıma koyduklarım.

          Başka ne izlendi evde diye sorarsanız, Saadettin Teksoy derim. Galiba hayatım boyunca en çok korktuğum adam o olmuştur. Miilet hala izleyip gülerken, bana hala korkunç gelir o herif. Programının bir bölümünü hatırlıyorum. Bir cinin bir kıza gece uyurken tecavüz edişini anlatıyordu. Bir tam program boyunca hemde. Neredeyse cinle röportaj yapacaklardı yani. Ulan beş yaşındayım ben! tamam ben olmamışım da, o program olmuş mu be? Yazık değil mi bana? Yok Sümele manastırında taşlar konuşuyormuşta, yok bir köy varmış köydekilerin hepsi ermiş de, yok bir delik taş varmış içinden geçebilenlerin günahları affediliyormuş ama bir çocuk içinde sıkışmış da. Ohaaaa! 

           Tüm bunların üstüne artık kendi seçtiğim programları izleme kararı almıştım. Bir baktım televizyonda türk filmi. Leyla ile Mecnun.Ay ne kadar güzel, hem eski zamanlarda geçiyor hem de aşk filmi. İzliyorum, izliyoruuuuuuummmm, hoooop kör herifin teki arkada çalan ilahilerle birlikte allah allah diye bağırarak çöllerde dolaşıyor. E ben 6 yaşındayım ama. Aşka olan inancım mı dersin, daha oluşmamış dini görüşüm mü dersin, türk filmlerine olan sevgim mi dersin.Ne dersen de, yapılmaz be o yaştaki çocuğa bu zulüm. Hala bir yerde ilahi söylendiğini duyduğum an tüylerim diken diken oluyor. Lisede erkekler toplanır bana gıcıklık olsun diye kolkola girer başlarını sallaya sallaya ilahi söylerlerdi. İzleri günümüze kadar geldi kısacası. 


             Hayır sonra neden Yasemin 6 yaşına kadar bez taktı? E takar tabi. Çocuğun ağzına sıçmışsınız, çocukta altına sıçmış haliyle. Sonuç olarak çocuğuma televizyon izletmeme kararım, küçüklüğümde yaşadığım bu tramvatik olaylar silsilesinin bir sonucudur. Herşey çocuğum denize korkusuzca girebilsin, evinde küçük köpekbalıkları yetiştirebilsin, Saadettin Teksoy'la aynı masada oturabilsin, evlenmesi gereken adamı doğru seçsin (en azından yeşil olmasın), ve mp3 çaları ilahilerle dolsun diyedir. Sevgiler...

italya bir iki..yaşlıya yer verin len

İki kız arkadaşımla yaptığım 10 günlük İtalya gezisinden sonra

söyleyeceğim bir takım şeyler var;

1.Pasaport kontrolünden yeşil pasaportla çıkmaya çalışırken polisin kaşlarını kaldırıp,yüzüme bakıp 'hanımefendi dalga mı geçiyorsunuz vizeniz olmadan gelinir mi buraya' dediğinin kabusunu tekrar tekrar görüp, kontrolden geçerken 'noldu y.....m? kapı gibi yeşil pasaport' dermişim gibi bir edayla geçişim görülmeye değerdi.

2.Roma'daki hostele gittiğimizde resepsiyondaki adam 'ikiniz bir odada,biriniz başka odada kalacaksınız' dediği anda zaman durdu ve bakışlar bir anda üstüme yerleşti.O anda anladım önceden interrail yapmış olmak demek cesaretli olmak demekmiş gavur ellerde.Altı kişilik karma odaya,sırtıma vurularak gerdeğe girer misali sokuldum. 'hani karmaydı lan? bi ben karıştırmışım burayı' hissiyatıyla ,beş erkek oda arkadaşımla tokalaşıp memleketlerini öğrendikten sonra, bir baktım halay çekiyoruz odanın içinde.Üç gece boyunca her gün yaptığımız tek tartışma hangimizin halay başı olacağıydı.O derece bağlandık birbirimize.

3.Hepsi yalan.Birini bile uyanıkken görmedim.Çünkü onlar 'genç gezisi' adı altında gece 5te uyuyup öğlen 1de uyandıkları ve bizim 'emekli gezisi' adı altında sabah 7de kalkıp akşam 12de uyuduğumuz için olsa gerek genelde ağızlarından salyalar akarken gördüm hepsini.

4.İtalya'nın büyük ihtimalle yer altı komple su olduğu için, ya da dünya su kaynaklarından su aşırdıkları için bol bulunan ve utanmadan,adım başı bulunan çeşmelerden şarıl şarıl bu suyu akıttıklarından olacak 'nerde beleş oraya yerleş' zihniyetiyle,ilk gün alınan su şişelerinin sürekli doldurup doldurup kullanılmasıyla, yaklaşık olarak her bünyeye 7'şer şişe su girdi.Ancak çıkışta sorunlar yaşadık, sonradan öğrendik İtalyanlar çıkmayan su icat etmişler.

5.Açalım yukarıyı : İşeyemedik arkadaşım!! Nereye gider içilen bunca su derken, koltuk altlarımıza bakmamızın yeterli olacağını akıl etmemiz uzun sürmedi.

6.Roma'da başlayan 'Daş-gaya' turumuz, Floransa'da 'isa- meryem', Venedik'te 'köprü-su' olarak ilerledi. Milano'ya geçtiğimizde 'şükürler olsun medeniyet' nidalarımız eşliğinde, mağazaların vitrinlerine ağzımızı ve burnumuzu yapıştırıp 'easdaewd çooooohh göselmüiiüiişşş' dediktan sonra bir baktık saat gecenin 12si.Tüh kapanmış tükanlar. Daş-gaya, İsa-meryem olduğunda sabaha kadar açık a.q! 

7.Trende ineceğiniz durak kaçırılırda, inatla inilmesi gereken durakta inilmez ve 'yööö ben biliom, bi soraki durak daa yakın kii' dersen, kaderine boyun eğecek rehberliğinin içine tüküreceksin gelip başkaları tükürmeden.

8.Büyük ihtimalle İtalya'nın meşhur yakışıklı erkekleri yıllar evvel topluca yaptıkları siesta esnasında kaçırılmış ve salınmaları için dünyanın hazır olması bekleniyor.Biz göremedik kendilerini.Gözümüze çarpar gibi oldu, toz geldi zannettik sildik.

9.Haklarını da o kadar yemeyelim, güneyde sıcaktan doğal seleksiyona uğradıklarından zaar, kuzeye doğru gittikçe kurduğumuz tuzaklara düşenleri birer birer toplayıp çantalara attık.Getirene kadar havasızlıktan kaybettik hepsini. Dedim ' noldu, hepiniz pek bir havalıydınız orlarda? ' 

10.Venedik tuttu beni arkadaş.Milleti romantiklikten tutar, beni su tuttu. Bu nedir? Sallanıyo bastığımız yer, farkında değil kimse. Hala aşk meşk.Kafanız iyi olmuş sallanmaktan, haberiniz yok.

11.Doğru pizza ve makarnayı bulamadığımıza o kadar eminim ki, bir daha gidersem italyanın kapısında durup 'en iyisini yemeden şurdan şuraya gitmem' diye cırlıcam. Nerde ulan bu enfes makarnalar pizzalar? Kebap getirdiydik değiş tokuş yaparız diye.

12.Taharet musluksuz tuvaletlerden, taharet musluklulara geçmek, kızgın kumlardan serin sulara atlamak gibiydi bizim için. (burada keseyim ki geri kalan maddeler için amansızca bir okuma istedi doğsun herkeste)


devamı sonra... =)

20.07.2011

             Benim başıma gelmez ironik şeyler.Bu bir işaret dediğim şeyler olmadı şu ana kadar.Saat sabahın 5i, penceremin önünden bir kuş tüyü salına salına indi aşağıya...
             Çabuk yorulurum ben. O yüzden kuş kalpli derler bana. O gün uçan kalbim, tüyünü önüme bıraktı demin.Yine çabuk yorulurum, eminim. Ama artık uçmayı öğrendiğine göre kalbim , geri dönsün istemem yuvasına. Başka insanlara konup, tertemiz duygular yaratsın, tekrar gidene kadar.

kırmızı erik

              Dün akşam üstü kendimi çimlerin üstünde sırtüstü uzanıp  http://www.youtube.com/watch?v=pk11KWFMZy0  bu şarkıyı dinlerken buldum. Gördüğüm sahne aynen şöyleydi; masmavi ve bulutsuz bir gökyüzü,fotoğrafa yandan giren bir ağaç dalı ve ucundaki kırmızı erik. Bir anda her şey çok basit geldi gözüme. İster istemez gülümsedim. Bir ağacın gökyüzünün yardımıyla oluşan eriğinin kıpkırmızı rengi gibi basitti her şey. Bir anda kitabın bir türlü açamadığım, ön sayfaya yapışmış olan sayfasını zorlanmadan açıverdim. Önümde bomboş, yan yana iki saman rengi sayfa.Ne yapacaktım şimdi? Öncesi ve sonrası belli olan bir kitabın tam ortasındaki bir basım hatası. Ne kadar da güzel bir hataydı. Nasıl olsa öncesini biliyordum, ara vermiştim okumaya uzun süredir ama biliyordum,aklımdaydı. O zaman ben yazardım boş kısmı. Sığmazsa yazacaklarım,her seferinde daha da küçültürdüm yazımı. Heyecanla kalbim çarpmaya başladı.Yüzümde muzur bir gülümseme, hikayenin bana ait olan kısmını düşünmeye başladım hemen.Hatırlamak için bakmadım bir önceki sayfaya, ya bakarsam diye korktum ama yazdıkça, kendi yazdıklarımın büyüsüne kapıldım bu sefer. Bakmam artık kitabın başına. Sonrasına da bakmam asla. Tek düşündüğüm nasıl sığdırırım bunca düşünceyi iki sayfa saman kağıda. Tekrar baktım gökyüzüne,ağaç dalına ve ucundaki kıpkırmızı eriğe. Basit geldi her şey bir anda...Mutluydum sonunda.


                                                               ADELE-turning tables
                                                             http://fizy.com/#s/23a3vh

bunasıkız

                 Ben küfürbazımdır. Küfür bazlı bir insanım yani. Bu durum seneler önce bir yaz ayında oluşmaya başladı. Antalya'da 5 erkek ve bendeniz bir başıma kalınca, ve bütün yazı birlikte geçirince, bir süre sonra rus kadınların arkasından laf atar bir duruma gelmiştim. Hiç küfretmeyen efendi mi efendi erkek arkadaşlarım bile benim yanımda ana avrat düz gider olmuştu. Bir ay sonra yanımıza gelen bir kız arkadaşımı gördüklerinde 'aaa kııııızzz' gibi bir tepki verip boynuna atlamışlardı mesela.Üzüldüm.Ağladım.Ben de kız değil miyim? Benim de duygularım yok mu? dedim. 'üzülme a.q' dediler.

                 Babam,annem ve ablam asla ve asla küfretmezler. Annem ben 'eşşoleşek' lafını öğrenmiyim diye Kemal Sunal filmleri izletmezmiş bana. Hala izlemediğim filmleri çıkabiliyor bu yaşımda. Arkadaş ortamı kötü şey.Ne kadar pislik varsa kapıyor insan.Bir sene sonra ben hala aynı kafadayken arkadaşlarım demesinler mi ' sen ne biçim kızsın, hanımefendi ol biraz' diye. Üzüldüm,ağladım. Ben ne biçim bir kızım? Benim duygularıma neler oldu? dedim. 'ağlama a.q' dediler.

                 Yeni girdiğim ortamlarda ya da yeni tanıştığım insanların yanında ağzımdan ufacık bir şey kaçtığı zaman bana dönen ayıplayıcı gözlere ben daha alışamadım. Ama aradaki sınırı çizmeyi başardım sanırım. Çok fazla tramvatik olay yaşamıyorum o yüzden. Evde bazen bir yerimi vurduğumda ağzımdan çıkan 'hasssss...' la başlayan kelimeyi   ' hassssssbinallaaahh' diye çevirebildiğim sürece çok büyük sorunlarla karşılaşmıyorum.

               Artık yakın arkadaşlarım alıştılar bana. Erkekten farkım yok onların yanında. Rahat ediyorlar benimle konuşurlarken. Üzülsem mi, ağlasam mı bilemiyorum.Nasıl kız bu ya? Duygularına ne olmuş bunun? diyorlar.
'ben böyleyim a.q' diyorum.
FALLING-Tyler Ward feat Alex G.       (şarkıyı dinlemek için)

And the conversation was right
Underneath the shade of moonlight
You were standing there
With sun-touched hair
And your dress the color white

Like an aeroplane
I took flight
Fell in love with you that first night
Cause you danced with me
And I could see that there was more to life
I'm falling
I'm falling
In love with you
I'm falling
I'm falling
In love with you-ooh

Just before the strike of midnight
You said "This could be the good life"
And you say "Goodbye, hope that I get to see you soon"
Then I walked for several miles
Couldn't rid me of my smile
Cause you found me and I found you
In this lovely month of June

I'm falling
I'm falling
In love with you
I'm falling
I'm falling
In love with you

Will you catch me
Because lately
You're a dream come true
Say you love me
You are lovely
Do you feel it too?

I'm falling
I'm falling
In love with you
I'm falling
I'm falling
In love with you