Baktım photoshopun kullanma süresi 1 gün kalmış.Aaa dedim hemen birşeyler yapmam lazım gelir. Hem photoshop mutluydu iş bitiminde, hem de ben. Yüzümde bir garip gülümseme, eserlerime baktım öylece. Eğlenceli oldu bea. Oldu oldu
bizden geçmiş
Küçüğüm ben bi ara. Evdeki eski fotoğrafları kurcalıyorum.(ki babamın obsesif bir takım hastalıkları olduğundan,teşhisini ben koydum, bütün fotoğraflarımız mavi ofis dosyaları içerisindeki beyaz kartonlara tarih sırasına göre özenle yapıştırılmıştır ve hepimizin kendi adımızda albümleri vardır. 4ümüzün fotoğrafları ise yyyy isimli albümde yer alır,hepimizin ismi 'y' ile başladığından). Her neyse dağılmayalım, annemin siyah beyaz fotoğraflarına bakarken (bütün çocuklar annem gençken ne kadar güzelmiş derler ama işin sırrı kesinlikle siyah beyaz fotoğraflarda,bu biline) bir tane fotoğrafta durakladım. Kompozisyon aynen şöyleydi, iki tane adam ellerinde ortaklaşa bir kiremit tutuyorlar, ortalarındaki uzun siyah saçlı genç kız da, yüzünde hunharca bir ifadeyle kiremiti kırıyor. Başımı sağa sola çeviriyorum, fotoğrafı çeviriyorum, arkasına falan bakıyorum, yok değişmiyor görüntü. Resimdeki hunhar kadın benim annem! Üstünde beyaz capon kıyafetleri, belinde siyah bir kuşak (ki bu siyah beyaz fotoğrafın bana bir oyunu da olabilir), ağzını açmış (belli ki hayyyyt diye bağırıyor), kiremit kıran kadın benim annem!
-annecim
-yine ne var yasemin?
-anne bu resimdeki kız sen misin?
-evet kızım görmüyo musun?
-anne sen napıyosun burda?
-ben siyah kuşak tekvandocuydum kızım.
-?!?!?
-aaa bak vallaha bu anı dün gibi hatırlıyorum
-?!?!?!?!
-ben ne sporlar yaptım, hem çalıştım hem gezdim,gençliğimi yaşadım.sen napıyosun? hiç!
-??!?!?!?!
Kafamda uzun süre oturtamadım durumu. Her gece kabuslarımda annemin babamı dövdüğünü gördüm. Ben kavanoz kapağı açamazken, mami daş kaya kırıyomuş.Annemle ilgili öğrendiğim tramvatik bilgiler bununla kalmadı. Her gün yeni şeyler öğrendim. Hayır evlatlık falan olduğumu öğrenmekten daha beter bi durum. Çünkü her seferinde ,allaam daha neler çıkacak diye beklenti içine sokuyorlar adamı.
-anne ben bu dönem dansa başlıcam
-kızım daha yararlı şeyler yapsana, bi sporla uğraşsana
-like what aney?
-ay ne biliyim, ben eskiden her hafta golfe giderdim mesela
-?!?!?!
-vallaha çok zevk alırdım da bıdı bıdı bıdı......
soru 1: sen nerden buldun golfe gidecek parayı?
soru 2: neden gittin golfe?
soru 3: golf neden danstan daha yararlı?
soru 4: golf ne a.q? ne konuşuyoruz biz?
Geçen yıllar boyunca annemin bir kasedini (albüm kaydıymış, çıkmaya bir hafta kala iptal ettirmiş annem, sebebi belirsiz, bildiğin zil gibi sesi varmış kadının, duyunca tüylerim tiken oldu), ardından paraşüt yaparkenki gururlu bir fotoğrafını, iki koca defter şiirini (hani kapağını açınca içinden toz çıkanlar) buldum. Ki daha yaptığı nice garip şey, başından geçen ne garip olaylar var. Eve gidince kucağına yatırıp popomu dövmesin diye anlatamıyorum burda, ama valla çok isterim anlatmak he. Ben de her gün yeni bir şey öğreniyorum zaten. Her geçen gün yeni sırlar çıkacağına olan inancım ise tam. Hatta, hani böyle çok büyük gizemli sırlar olur ya, kesin onlardan birine de sahip. İşin garibi 21 yaşında evlenen bir kadın nasıl olur da bu kadar çok şey yaşar? Ben 24 yaşındayım, e ben bi otum! Fotoğraflara bakınca, ya yanımda bi kız arkadaşım dudak büzmüşüz,elimizle peace yapmışız, yada elimiz belimizde topuklu ayakkabıyla poz vermişiz. Oyyyy aneeey oyy ne golfü hee? Bize gelmemiş ki bizden geçsin. Bize uğramadan başkasına gitmiş heralde. Ben görmedim çünkü bişey.
-annecim
-yine ne var yasemin?
-anne bu resimdeki kız sen misin?
-evet kızım görmüyo musun?
-anne sen napıyosun burda?
-ben siyah kuşak tekvandocuydum kızım.
-?!?!?
-aaa bak vallaha bu anı dün gibi hatırlıyorum
-?!?!?!?!
-ben ne sporlar yaptım, hem çalıştım hem gezdim,gençliğimi yaşadım.sen napıyosun? hiç!
-??!?!?!?!
Kafamda uzun süre oturtamadım durumu. Her gece kabuslarımda annemin babamı dövdüğünü gördüm. Ben kavanoz kapağı açamazken, mami daş kaya kırıyomuş.Annemle ilgili öğrendiğim tramvatik bilgiler bununla kalmadı. Her gün yeni şeyler öğrendim. Hayır evlatlık falan olduğumu öğrenmekten daha beter bi durum. Çünkü her seferinde ,allaam daha neler çıkacak diye beklenti içine sokuyorlar adamı.
-anne ben bu dönem dansa başlıcam
-kızım daha yararlı şeyler yapsana, bi sporla uğraşsana
-like what aney?
-ay ne biliyim, ben eskiden her hafta golfe giderdim mesela
-?!?!?!
-vallaha çok zevk alırdım da bıdı bıdı bıdı......
soru 1: sen nerden buldun golfe gidecek parayı?
soru 2: neden gittin golfe?
soru 3: golf neden danstan daha yararlı?
soru 4: golf ne a.q? ne konuşuyoruz biz?
bitmeyen okul
amansız bir geyik yapma isteği var şu an içimde.öyle ki kendimi facebookta foto altı yorum yapan bir tacizciye dönşütürdü bu ahlaksız geyik. duramıyorum ulan. hep ders araları yüzünden. 3 saat ders arası mı olur? ya bunalıma girip ağlıcaksın, ya da koy götüne felsefesiyle yine ağlıcaksın. şimdi kütüphanenin en unutulmuş kitaplarının orada, köşeye geçtim oturdum, hünk hünk ağlıyorum yavaştan. bi kişi bile beni farketmezse, hızlanmaya başlıcam.
okula geldim.aaa hiç arkadaşım yok ya benim.gitmiş hepsi be. teyzeyim ben okulda şimdi. yarın kısır, patates salatası getirip altın günü yapıcam. beni severler belki altını verirsem. sonra hocalara da vermeye başlarım yavaş yavaş,sonra bir bakmışsın okula gelmeme bile gerek kalmamış artık. hoş olmaz mıydı? çok da güzel iyi olurdu bence.
ulan içimde geyikler çifleşti, çocuk bile doğdu,ama yüzümde hala moron gibi bir ifade.sanki kütüphaneye ödev yapmaya gelmişim a.q. beeeen? pehhh!! kafamda da dana gibi bir headphone. turuncu bide üstelik. bana bakın çok cool'um diye bağırıyorum, yok anam, her türlü adamın arkadaşı var benim yok. yalnızım ben çooooook yalnızııım. ama bugün öğrendim 15 hafta varmış bu dönem. 2 haftası tatil. haftada 3 gün dersim var.o zamaaaaaaaan,haydi hesaplıyalım.......... tam 39 gün bu lanet okula gelmeye devam edeceğim. o zamana kadar içimdeki geyikler koloni bile oluşturur artık.sonra birlikte kıristmıs kutlamaya antartikaya giderik.
şöyle emellerim var bu dönem. pilates (patates+pilav çok üzgünüm yapmak zorundaydım bu espriyi) yapmam lazım. neden lazım, çünkü yazın yandık tamam, iyi hoş, bütün vücut deformasyonları kapandı göz oyunuyla, ama bunun ileriside var. dopum pembe olsun, sarılayım ben ona, öpeyim, yıkayayım, o da akşamları bana üfürsün bi iki dua da forma gireyim hemencik. bir diğer emelim hip hop hayatıma devam etmek. hayat derken, profosyonel dans yaşamımdan bahsediyorum tabiki. çünkü geçen gün beyonce aradı, yasemin sensiz olmuyo bu single ladies olayı, beceremiyoruz biz , nolur geri dön dedi kıramadım. tamam bi iki formlanıyım ben geliyorum anam dedim.
hayde bakem hayırlı olsun bitmeyen okulun yeni dönemi...
okula geldim.aaa hiç arkadaşım yok ya benim.gitmiş hepsi be. teyzeyim ben okulda şimdi. yarın kısır, patates salatası getirip altın günü yapıcam. beni severler belki altını verirsem. sonra hocalara da vermeye başlarım yavaş yavaş,sonra bir bakmışsın okula gelmeme bile gerek kalmamış artık. hoş olmaz mıydı? çok da güzel iyi olurdu bence.
ulan içimde geyikler çifleşti, çocuk bile doğdu,ama yüzümde hala moron gibi bir ifade.sanki kütüphaneye ödev yapmaya gelmişim a.q. beeeen? pehhh!! kafamda da dana gibi bir headphone. turuncu bide üstelik. bana bakın çok cool'um diye bağırıyorum, yok anam, her türlü adamın arkadaşı var benim yok. yalnızım ben çooooook yalnızııım. ama bugün öğrendim 15 hafta varmış bu dönem. 2 haftası tatil. haftada 3 gün dersim var.o zamaaaaaaaan,haydi hesaplıyalım.......... tam 39 gün bu lanet okula gelmeye devam edeceğim. o zamana kadar içimdeki geyikler koloni bile oluşturur artık.sonra birlikte kıristmıs kutlamaya antartikaya giderik.
şöyle emellerim var bu dönem. pilates (patates+pilav çok üzgünüm yapmak zorundaydım bu espriyi) yapmam lazım. neden lazım, çünkü yazın yandık tamam, iyi hoş, bütün vücut deformasyonları kapandı göz oyunuyla, ama bunun ileriside var. dopum pembe olsun, sarılayım ben ona, öpeyim, yıkayayım, o da akşamları bana üfürsün bi iki dua da forma gireyim hemencik. bir diğer emelim hip hop hayatıma devam etmek. hayat derken, profosyonel dans yaşamımdan bahsediyorum tabiki. çünkü geçen gün beyonce aradı, yasemin sensiz olmuyo bu single ladies olayı, beceremiyoruz biz , nolur geri dön dedi kıramadım. tamam bi iki formlanıyım ben geliyorum anam dedim.
hayde bakem hayırlı olsun bitmeyen okulun yeni dönemi...
dur
http://fizy.com/#s/16wnbf
koştum, koştum, durmadan,ayaklarımı hissetmeyene kadar koştum.arkama bakmadan,önümü görmeden, insanları takmadan koştum. vücudum sızladıkça, kalbim inatla dışarı çıkmak isteyip kendi başına koşmaya çalışacak kadar attıkça göğsümde, dudaklarım çatladıkça değen rüzgardan, gözlerimden kulaklarıma doğru yaşlar aktıkça, düşmekten korkan aklıma hükmeden adrenalin kazandıkça her seferinde,içimden tek bir şey geçti hep; bakma geriye.
yoruldum, nefesimi düzene sokamıyorum bir türlü.ellerimi dizlerime koyup dinlenmek tek yapmakta olduğum. Ateş bastı birdenbire, birazdan su fışkıracak her yerimden, onun habercisi bu ateş. Nefret ediyorum terlemekten.Koşmaya devam edebilseydim,rüzgar içeri doğru itelerdi ter damlacıklarını.savaşamazlardı rüzgarla. şimdi,duran rüzgarın ardından el ele verip çıkıyorlar dışarı yüzsüzce. nefes alışverişim sonunda düzene girdi. kaldırıyorum kafamı, merak ettiğim tek bir şey var o an; neredeyim?
ben bir garip
Öhöööö..Ben çok hayal kurarım. Küçüklüğümden beri vazgeçilmezlerim arasındadır hayal kurmak. Belirli mekanlarım bile vardır bunun için. Banyo, tuvalet ve yatak. Kesinlikle dümdüz banyo yapamam mesela ben. Dümdüz derken,sıradan şeyler düşünmem yani.Hayal kurarım hep.Banyo bitti hayal bitmedi mi? Başka bir zaman kaldığım yerden devam ederim. Finale bağlayana kadar elimden gelen tüm süslemeleri yaparım, ondan sonra bitiririm mutlu sonla. Ama genelde sonlandırmam hiç birini. Her seferinde değiştire değiştire kullanır,ısıta ısıta yerim. Bir gün harika bir dansçıyken, bir gün oscarlık bir oyuncuyumdur.Mükemmel erkeği bulmuş Amerika'daki müstakil evimizde, akşam havuz kenarında şaraplarımızı yudumluyoruzdur.Bir bakmışsın Türkiyenin tüm sorunlarına çözüm bulmuşumdur, bir de bakmışsın ki asla yakalanamayan bir seri katil olmuşumdur.Şaka değil, daha nicelerinin senaryosunu yazıp bizzat kendim oynadım.
Bu hayal dünyasında fazla takılma olayı günde beş film izliyebilmemden ve bir kitabı iki günde durmadan okuyarak bitirebilmemden de anlaşılabilir.Kendimi kaptırdığım zaman, gerçek dünyanın boktan sıradanlığına çat diye geri dönmek çok acı veriyor bazen.Orhan Pamuk'un İstanbul adlı kitabında çok sevdiğim bir cümleyle anlatılıyor bu durumu: "Napolyon olduğunu sürekli düşlemekten hoşlanan adamla, kendini Napolyon sanan adam arasındaki fark, mutlu hayalci ile, mutsuz şizofren arasındaki farktır" Ortalıkta Napolyon'um ben diye dolaştığım zamanlar olmadı değil,ama kendimi tutkulu ve istekli bir hayalci olarak adlandırmak daha doğru olur.
Bir müzikal izledikten sonra, bindiğim otobüsteki insanların teker teker kalkıp şarkı söylemeye başlayacaklarını ve aniden danslarıyla bunu bir şölene dönüştüreceklerini hala dört gözle bekliyorum her seferinde.Babamın bir FBI ajanı olup,senelerce bunu bizden sakladığına ve bir gün beni kaçırdıklarında bütün marifetlerini gözler önüne sereceğine olan inancım ise tam. Ya da bütün hayatımın bir televizyon şovu olup, doğumumdan itibaren herkesin dikkatle izlediği bir dizinin baş karakteri olduğuma eminim.Sanırsam,galiba,kesinlikle yani.
İçimdeki çocuk, ruhumdaki hiç büyümeyen velet... Yok öyle şeyler bende. Hani çok olgun bir insan olursun da "ay içimdeki çocuk ölmedi ama" dersin ya. I Ih!! O ben değilim arkadaşım.Benim dışım çocuk, içimde de bir köşeye itilmiş,olgun bir taraf olabilir (emin değilim).
İlk defa sevgilim olduğunda, hayret yahu yanımda bir çocuk var ve elimi tutuyor diye geçirmiştim içimden. Ben daha oyuncaklarımla oynuyorum evde (yaş 19), ne işin var kardeşim benim yanımda? Gerçi sonraki dönemler için de durum pek değişmedi benim için.Yalnızlığa, kendi hayal dünyamda dolaşmaya bağımlı olduğumdan hiç bir zaman "biz" olamadım bir başkasıyla. Sıkıldığı zaman giden, bunaldığı zaman telefonunu kapatan, darlandığı zaman çat diye konuşmanın ortasında msnden çıkan, hiç bir zaman aranılan kız arkadaş kategorisine giremeyen, o kitaptan bu filme, bu filmden şu diziye,dizilerden kendi yazdığı senaryolar arasında hop hop hoplayan, zıp zıp zıplayan bir kızım ben.
İşte böyle sevgili blog. Bir sen anlıyorsun beni anacım. Derdordağım, sırdaşım, argadaşım... Napsam bilemedim. Accık büyümek mi gerek, yoksa bu ikili hayatta seksek oynamak mı en güzeli?
Bu hayal dünyasında fazla takılma olayı günde beş film izliyebilmemden ve bir kitabı iki günde durmadan okuyarak bitirebilmemden de anlaşılabilir.Kendimi kaptırdığım zaman, gerçek dünyanın boktan sıradanlığına çat diye geri dönmek çok acı veriyor bazen.Orhan Pamuk'un İstanbul adlı kitabında çok sevdiğim bir cümleyle anlatılıyor bu durumu: "Napolyon olduğunu sürekli düşlemekten hoşlanan adamla, kendini Napolyon sanan adam arasındaki fark, mutlu hayalci ile, mutsuz şizofren arasındaki farktır" Ortalıkta Napolyon'um ben diye dolaştığım zamanlar olmadı değil,ama kendimi tutkulu ve istekli bir hayalci olarak adlandırmak daha doğru olur.
Bir müzikal izledikten sonra, bindiğim otobüsteki insanların teker teker kalkıp şarkı söylemeye başlayacaklarını ve aniden danslarıyla bunu bir şölene dönüştüreceklerini hala dört gözle bekliyorum her seferinde.Babamın bir FBI ajanı olup,senelerce bunu bizden sakladığına ve bir gün beni kaçırdıklarında bütün marifetlerini gözler önüne sereceğine olan inancım ise tam. Ya da bütün hayatımın bir televizyon şovu olup, doğumumdan itibaren herkesin dikkatle izlediği bir dizinin baş karakteri olduğuma eminim.Sanırsam,galiba,kesinlikle yani.
İçimdeki çocuk, ruhumdaki hiç büyümeyen velet... Yok öyle şeyler bende. Hani çok olgun bir insan olursun da "ay içimdeki çocuk ölmedi ama" dersin ya. I Ih!! O ben değilim arkadaşım.Benim dışım çocuk, içimde de bir köşeye itilmiş,olgun bir taraf olabilir (emin değilim).
İlk defa sevgilim olduğunda, hayret yahu yanımda bir çocuk var ve elimi tutuyor diye geçirmiştim içimden. Ben daha oyuncaklarımla oynuyorum evde (yaş 19), ne işin var kardeşim benim yanımda? Gerçi sonraki dönemler için de durum pek değişmedi benim için.Yalnızlığa, kendi hayal dünyamda dolaşmaya bağımlı olduğumdan hiç bir zaman "biz" olamadım bir başkasıyla. Sıkıldığı zaman giden, bunaldığı zaman telefonunu kapatan, darlandığı zaman çat diye konuşmanın ortasında msnden çıkan, hiç bir zaman aranılan kız arkadaş kategorisine giremeyen, o kitaptan bu filme, bu filmden şu diziye,dizilerden kendi yazdığı senaryolar arasında hop hop hoplayan, zıp zıp zıplayan bir kızım ben.
İşte böyle sevgili blog. Bir sen anlıyorsun beni anacım. Derdordağım, sırdaşım, argadaşım... Napsam bilemedim. Accık büyümek mi gerek, yoksa bu ikili hayatta seksek oynamak mı en güzeli?
bunlarda yaz boşluğunda çizittirdiğim şeyler.Konuya da uyunca göstertiyim dedim;)
Kaydol:
Yorumlar (Atom)






