benim güzel takıntım

          Küçükken iki ya da üç tane barbi bebeğim vardı. Hepsinin de birer tane orijinal elbisesi. Ablamla oturur sürekli onlara elbiseler dikerdik. Bir ara öyle gözümüz kararmış ki, ulan biz o kocaman evlerden bile yaparız dedik. Oturduk bulaşık makinesinden yemek masasına kadar her şeyini yaptık evin. Kapısına araba bile çektik. Üretmeden duramazdım ben. Bir şeyleri bir şeylere dikip, yapıştırıp yeni şeyler yaratmadan edemezdim.Nitekim mesleğimi de bu yönde seçtim. Mimarlık. Çizimleri bile herkes autocad'de yaparken, ben senenin sonunda el çizimlerimi geçirirdim autocad'de. Hep elde çizdim. Ellerimle bir şeyler üretmek tutkuydu benim için.Arkadaşlarıma hediyeler yaptım.Kendime elbiseler yaptım.Durmadım hiç.


             Sonra çeşitli sorunlardan ve kendimle ilgili durumlardan ötürü okulum uzadı, ve neredeyse okulu, dönemden en son ben bitirdim. Bitirirken de neredeyse akıl sağlığımı kaybediyordum. Depresyona girdim. Evden çıkmadım, arkadaşlarımla aram açıldı, ailemle aram açıldı,ağladım, ağladım, ağladım... Kendi kendime toparlanamayınca Antalya'ya gittim. Ve bir gün annem, yaratmanın bana iyi geleceğini düşünerek beni boncuk dükkanına götürdü. Ağlayarak aldım ilk boncuklarımı, kumaşlarımı. Antalya'daki evimizde yapmaya başladım ilk takıları. Öylesine, kafam dağılsın diye. Düşünmeden yapmaya başladım. Her sabah kalktım ve takı yaptım. Her gün bir önceki gün yaptıklarımı beğenmez oldum. Daha güzellerini yapmaya çalıştım. Bir süre sonra İstanbul'a döndüm. Ve takı yapmaya devam ettim. Kafamı dağıtan, beni kötü düşüncelerden ve mutsuzluğumdan uzaklaştıran tek şey takı yapmaktı. Düşünmüyordum çünkü yaparken. Çizmedim mesela yapmadan önce. Elime o an ne geldiyse yaptım. Gün geçtikçe daha çok beğendim yaptıklarımı, gün geçtikçe daha çok bağlandım. Başka malzemeler araştırmaya başladım. Günlerce istanbul'da dolaştım malzeme almak için. Malzemeler odama sığmadıkça, odamı atölye düzenine sokmaya çalıştım. Minik iş dolapları, fırınlar, el aletleri... derken çizim masamın üzeri ve çevresi takı atölyesine dönüştü.


          Git gide iş gözüyle bakmaya başladım takılarıma.Ve daha çok para harcadıkça, para kazanma isteği duydum yeni malzemeler almak için. O yüzden de önce marka ismi düşündüm. Daha sonra logo, daha sonra koleksiyonlar oluşturmaya başladım. Takıları fotoğrafladım, katalog haline getirdim. Kartvizit bastırdım, marka başvurusu yaptım, broşürler, stickerlar,hediye kutuları... Derken iş insan ilişkileri kısmına kadar geldi. O ana gelene kadar kendi odamda, huzurlu ve güvenilir mağaramda tek başıma yaptım tüm bunları. Bundan sonrası çok korktuğum insan ilişkileri kısmıydı.Çok korktum, çünkü tüm bunları yaparken bile hala 'mutsuz' ruh halimden kurtulamamış, depresyonu atlatamamıştım. Biliyorum inanılır gibi değil belki tüm bunları o halde yapıyor olmam. Ama kafam dağılsın diye başladığım bu yolda, hiç bir şeyi gözümde büyütüp çok fazla ciddiye almadan devam ettiğim ve adım adım ilerlediğim için tüm bunları yapabilme gücü buldum kendimde. Velhasıl kelam, tek tek internetten araştırdığım tasarım sitelerine ve butiklerine mail attım. Ben buyum, markam bu ürünler de bu diye. Ve böylelikle mail trafiği ve iş görüşmeleri başladı.


             Şu anda üç internet sitesi ve bir mağazada satılıyor takılarım. İki aya yakın bir süredir. Çok çok çok az satıyorum. Bu hikayeyi bir başarı hikayesi gibi size okutup sonunda da  tatmin edici bir sonla bitirmeyi çok isterdim.Ama malesef öyle değil. Hiç bir iş kolay olmadığı gibi bu da öyle değil. Satışlar olmadıkça ben de alternatif çözümler aradım. (ha bu arada ailemin öğrencilik yıllarından beri aylık olarak verdiği para dışında hiç bir gelir kaynağım yok, bunu söylememin sebebi, malzeme ve reklam için bir bütçemin olmamasını anlatmak istemem). Alternatif çözümden kastım, reklam. Ancak bunun için param olmadığını düşünürsek, ben de başka bir yola yöneldim. İnternet fenomenlerine hediye göndermece. Moda bloggerlarına, twitter fenomenlerine hediyeler gönderdim. Onlara özel takılar yaptım. Ama onlar da bir işe yaramadı. En azından şimdilik. Çünkü daha hiç biri paylaşmadı. Yani ne kadar çırpınsam da ,yaklaşık bir buçuk senedir aklımda bir hayal, ve ona ulaşmaya çalışıp bir adımdan öte yaklaşamayan bir ben varım.

              İki hafta önce bir ortamda tanıştığım birisi ' türkiye'de her on ev kadınından 8 i takı yapıyor. Mimarlık okumuş bir kız neden takıyla uğraşır anlamıyorum. Bu iş için ya baban zengin olacak sana dükkan açıcak, ya da deli gibi çevren olacak da adını duyurabileceksin' dedi. Ha sanmayın ki bunu ilk defa duyuyorum birinden. Tanıştığım herkesten aynı yorumu aldım şimdiye kadar. Ama ya hayalperestlik deyin, ya cahillik, inanmıştım bir şeyler yapabileceğime. Ama o gün içimden bir şeyler koptu. Umutlarım bitti, hayallerim bitti.. Bir adamın lafına mı? hayır..derinlere ittiğim kendi düşüncelerimi duyduğum için ilk defa. Ondan sonra eve gelip ağlaya ağlaya takı yaptım. Diplomamı okuldan ne zaman alacağımı düşünerek. Düşünmemek, mutsuzluğumu unutmak için yaptım yine..


                Şimdi mi? Şimdi diplomamı okuldan almadan önce sürekli son takımı yapıyorum..




                   
























1 yorum:

mimarolmakistemezken dedi ki...

takıları bilmemde istesenn çok güzel ürünler tasarlayabiliosun; ikonlar arası ilişki, geçiş ve görsel harmony oldukça iyi geçerken baktımcı bir bloger olarak tebrik ettim çok