Efenim yaklaşık 3 sene önce 4 arkadaşım ve ben interrail yaptık.Hepimizi ayrı ayrı incelersek başımıza gelen şanssızlıklar çok fazladır.Ama 5 kişinin şanssızlığı toplanınca 'gülsem mi ağlasam mı' lık durumlar ortaya çıkıyormuş..ailelerimiz gitmeden bize sadece 3 tane öğüt vermişlerdi;
1.tren kapılarına dikkat edin.(çok gülmüştük buna)
2.gündüz vakti içki içmeyin
3.pasaportunuzu çantanıza koymayın,üstünüzde taşıyın.
Hiç istinasız hepsini yerine getirdik!!!
Gezimiz gayet keyfli başlamıştı, ta ki italya'da bari'den roma'ya giden treni beklerken yaşadığımız olaya kadar.Yorgunluktan,istasyonda uyku moduna geçen biz,trenin kalkmasına yarım saat kala,on dakika kala,5 dakika kala,2 dakika kala istifimizi hiç bozmadan oturmayı başardık.Kalkışa 5 dakika kala ipek ve ben marketten birşeyler almaya gittik,ve çıktığımızda üstümüze doğru koşan yiğit,selen ve tolgayı gördük.Ellerinde bizim çantalarımız ve kendi çantaları,deliler gibi 'kaçıyooooooooooo' diyerek koşuyorlardı.Hemen peşlerine takıldık,trene adımımızı atmamızla kalkması bir oldu.Bir,iki,üç,dört...
-olm tolga nerde??
tabiki tolga yoktu.bütün treni boydan boya dolaşıp aradık ama bulamadık.ve işin en mükemmel tarafı,hepimizin biletleri ondaydı.ve trene biletsiz binmenin cezası 50E'ydu.Hemen bir kompartımana girdik ve çözüm yolları aramaya başladık.tutuşmuşken karar verme mekanizmamız da bir o kadar fena bir hale dönüştüğünden,tren ilk istasyonda durduğunda ipeğin 'inelim,inelim,inelim' demesi bize o an çok mantıklı bir çözüm gibi gelmişti. Tarifi şöyle yapayım; trenin iki tarafında iki kapı var.biri istasyona biri raylara açılıyor.birinin üstünde emergency yazıyor diğerinde bi bok yazmıyor.Tabiki bizim o anki durumumuz çok emergency olduğu için,yiğit kavram kargaşası yaşayıp kapının koluna asıldı ve açtı.raylardan 1 metre yukardayız.Herkes yavaş yavaş aşşağıya atladı.Tam bende atlayacağım, ipeğin ' kapılar kapanıyoooooooooo' 'çabuuuuuuuuk' diye çığlığıyla birlikte,zerre beyin beden kordinasyonu olmadan kendimi salıverdim rayların üstüne.salıverdim diyorum, çünkü tam olarak yere yüz üstü düştüm.Acıdan ölüyorum ama gülme krizine de o anda hayır diyemedim ve beni el birliğiyle yukarı taşıdılar.
istasyonda oturup bacağımın halini görünce, hiç de komik olmadığını düşündüğümden olacak hüngürdemeye başladım.İpeği bastı bir telaş.koşa koşa yardım istemeye gitti.Görevli italyan ile ipeğin dialoğu:
-Do you know english?
-yes,of course
-my friend fell down(hep düşer o),and her knee hurts,hurts!! very bad!! bleeding,bleeding..
-?????
-(bu sefer canlandırarak anlattı) she fell down,bleedingggggggg,dont you understand?? hurtsss,hurtsss!!
-????
-????
Bu olayı gören dizimin kanaması kendiliğinden durdu.Bir daha da tövbe etti kanamaya.
Bari'ye bir sonraki trenle geri döndük ve tolga ile özlem giderdik.Hep birlikte romaya el ele gittik.
Bu, başımızdan geçen en zararsız olaydı.Floransaya gittiğimiz ilk gün ipek fotoğraf makinesini kaybetti.ertesi gün ise...
ertesi gün,bütün fotoğraflarımızı kaybetmenin acısıyla gidip italyanların ünlü içkisi limonçello aldık. Kendisi tekila gibi şat olarak içiliyormuş..kimse söylemedi bize.biz bardakla içtik.güneş ışığı ve alkol birlikteliği bünyemize çok iyi gelmiş olacak, nasıl bir neşe, nasıl bir mutluluk.. Haydi fotoğraf çekinelim dedik ve floransa'nın ünlü köprüsünün üstünde defalarca fotoğraf çektik.
-Hadi gidelim olm artık
-çanta kimde?
-ipek sende mi?
-yooo bende değil,en son şuraya ko...
tabiki çantanın yerinde yeller esiyordu.Yakışıklı italyan polisleriyle olan muhabbetlerimizin ardından birde baktık meğer sevgili hırsız kişisi bizim fotoğraflarımızdan birine girmiş.Bize olan yararı,sadece sonradan bakıp gülmek oldu.Ne hırsız,ne çanta nede ipeğin çantadaki pasaportunu bulamadık.İpek istanbula geri dönmek zorunda kaldı.Biz de kaldığımız yerden, ne yapsakta başımızı belaya soksak diye düşünerek,avrupayı gezmeye devam ettik
not : eskizlerinden dolayı yetenekli ve yaratıcı tolga baş'a teşekkürü bir borç bilirim..






1 yorum:
wuhu
Yorum Gönder