super 8

             Dün 'super 8' adlı filme gittim. Ve tatmin olmuş bir vaziyette ayrıldım sinema salonundan. Oldum olası canavar ya da bir şeylerin istilasına uğrayan dünya filmlerinden keyif almam. İlk keyif almam 'cloverfield' le başlamıştı. Aslında çok başarılı bir film olmamasına rağmen (özel efektleri dışında), filmin bir canavar filmi olduğunu bilmeden izlemeye başladığım için,benim için çok eğlenceli olmuştu.

spoiler içerir:
            Super 8 de en beğendiğim özellik kesinlikle çocuk oyuncuların oynatılması. Çünkü canavar filmlerinin genel özelliği olan 'başrol oyuncusunun gereksiz cesaret gösterileri' klişesini bir nebze olsun yıkmış bu film. Aslında çok daha fazla cesaret gerektiren şeyler yapılmasına karşın, oyuncuların çocuk olması nedeniyle tüm bunları onların yaşına verip, gençlik ateşine bağlayabiliyorsunuz. İlk heyecanlı olan, tren kazası sahnesi inanılmazdı. Sürekli yerimde zıpladım. Çocukların bu büyük ve inanılmaz olaya tepkileri ise kusursuzdu. Ne çok ne az.Tam kararında tepkiler verdiler. İlk sinyalleri verilen 'canavar geliyor' durumu ise merak uyandırıcıydı. Bence bu tür filmlerde yapılması gereken yegane şey canavarı uzun bir süre gizli tutmaktır, ki J.J Abrams bunu başarıyla yapmış. Merak uyandırmaktan öte, canavar figürünün olay örgüsünün önüne geçmesi engellenmiş oluyor böylelikle.
   
              Filmin en güzel özelliklerinden birisi de, filmde ki mizah unsuru. O kadar kıvamında yerleştirilmiş ki, sizi yerinizden fırlatan bir efektin ardından çok rahat gülebiliyorsunuz diyaloglara. Özellikle çocuk oyuncuların göstermiş oldukları oyunculuk performansları mükemmel. Bir yandan bize modern bir çocuk grubu izlenimi verirken diğer yandan geleneksel çocuk hal ve hareketleri içine girebiliyorlar.Buradaki kıvamda gayet güzel sağlanmış.Ayrıca çocuklar arasındaki ilişki sadece eğlence boyutuyla ele alınmış gibi gözükse de detaylara bakınca duygusal noktalar görmek mümkün.Sadece aynı kızdan hoşlanma olayından öte, fedakarlık ve dostluk durumları bolca mevcut.O yüzden sadece metinle sağlananın ardında daha derin ilişkilerin olduğunu hissedebiliyorsunuz.

               Bir diğer hoş unsur ise hikayenin 70'lerde geçiyor olması.Filmi izlerken o dönemi izlemenize rağmen günümüz teknolojisiyle çekilmiş bir film görüyorsunuz. Ki bu da insana sıcak bir his veriyor.Eğer hikaye günümüzde çekilmiş olsaydı belkide teknoloji beklentimiz daha da artacaktı. Bir nevi görsel bir aldatmaca aslında. Ayrıca çocukların film çekme merakları ve izlediğimiz zombi filmi ise tartışmamız en keyifli kısımdı.Ya Steven Spielberg ya da J.J Abrams'ın çocukluklarını izlediğimize de hiç şüphem yok.

             Filmin zayıf taraflarına gelirsek 'baba ve oğul ilişkisi' yeterli derecede işlenememiş bir yan öykü. Daha doğrusu, birtakım diyaloglar sahne olarak konulmuş ancak baba ve oğul arasındaki dinamik yeterli gelmemiş. Joe'nun annesiyle olan ilişkisi, annesi bedenen filmde olmasa da daha derin işlenmiş. Onun dışında çok ufak bir detay olsa da dikkatimi çeken, son sahnede çocuğun elinden kolye giderken, kızın babasının boynundaki metal kolyenin kıpırdamaması. Ve havalanan arabalar gösterilirken, yukarıya yapışmış arabanın olmaması. Ama bunlar çok ufak detaylar tabiki.


         Benim bu kadar sevmemin nedeni sanırım canavar filmlerinden hoşlanmamam ancak bu filmin canavar filminden öte şeyleri de içinde barındırması oldu. Filmi şiddetle tavsiye ediyorum. Belki benim kadar beğenmeseniz bile keyif alabileceğiniz bir film.  filmin fragmanı için

Hiç yorum yok: